Bir sabah uyandım bütün dörtleri beş yaptım.
Çıktım bir bir camları, caddeleri indirdim ses yok.
İnsan böyle n'apar bilmem seni hele bak hiç bilmem
Gidip ağaçları tutuyorum, çocukları çocukları öpüyorum
Durdum bir yerden göğü, sokakları hep sokakları dinledim
*Evlerini deniz yıkayan bir kıyıdan bağırıyorsun bana
Bir soluksuzluk bir duvarlar bir duvarlar duyamıyorum*
Böyle bir uzun karanlıktan bağırıyorum bağırıyorum.
Eğer yeni bir bilimsel sistem kurmak, yeni bir felsefe geliştirmek istiyorsam, diye fikir yürütüyordu Descartes, bana hazır ve değişmez hakikatler olarak sunulan bütün her şeyi reddetmeliyim. Dogmalardan, kilise ve felsefe otoritelerinin yanılmazlığından şüphe ediyorum. Her şeyden, hatta dünyanın varlığından, kendi vücudumun varlığından bile şüphe etmeye hazırım. Fakat şüphelerimin bir sınırı var mı? Evet var. Çünkü şüphe nedir? Şüphe düşüncedir. Dolayısıyla her şeyden şüphe ederken, şüphe ettiğimden şüphe edemem. Şüphemin sınırı ve felsefemin başlangıç noktası olan şüphe götürmez tek koşul budur işte. Düşünüyorum, o halde varım (Cogito, ergo sum). Ama nasıl var oluyorum? Bütün bu söylediklerimden, sadece düşünen bir töz olarak var olduğum sonucunu çıkarabilirim