Arkadaşım koyununu alıp
gideli altı yıl oluyor. Onu anlatmaya çalışmam
unutmak istemeyişimdendir. İnsanın arkadaşını
unutması ne acı. Kaldı ki arkadaşı olan kaç kişi
var içimizde? Bir gün onu unutursam gözleri
sayılardan başka şey görmeyen büyüklere
dönerim.
Deseniz ki, “Kırmızı kiremitli güzel bir ev
gördüm. Pencerelerinde saksılar, çatısında
kumrular vardı.” Bir türlü gözlerinin önüne
getiremezler bu evi. Ama, “Yüz bin liralık bir ev
gördüm,” deyin, bakın nasıl “Aman ne güzel
ev!” diye haykıracaklardır.
Böyledir onlar. Çok şey beklememelisiniz.
Tutalım, onlara
yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl
sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış ,
hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir
miymiş, sormazlar bile. “Kaç yaşında?” derler,
“Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para
kazanıyor?” Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını
sanırlar.
Bu gezegeni bir zamanlar
teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909’da bir
Türk gökbilimcisi.
Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası
Gökbilimciler Kurultayı’na sunmuş. Ama
başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne
kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte.
Bereket versin, Asteroid B-612’nin
onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk
önderi tutmuş, bir yasa koymuş: Herkes
bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek,
uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920
yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler
içinde Kurultay’a gelmiş. Tabii bütün üyeler
görüşüne katılmışlar.