Sevilmek kimin hakkıydı biliyor musun canımın içi?
Sevdiği Leyla'sına mektubu ulaşsın diye 25 kuruşluk posta pulu için 2 saat Diyarbakır'da hamallık yapan Ahmet Arif'in hakkıydı..
Aslında o kadar önemli biri olmadığımız ortaya çıktığında neden üzülüyoruz ki?
Bunu temel bir aydınlama hali olarak ele alabilsek daha iyi olmaz mı?
İnanmak dediğimiz şey sonuçta insanın içinde başlattığı bir eylemdir. Ve güzelliğe, aşka inanmak kadar ayrılığa da inanmak, hazır olmak gerekir. Yani her güzelliğin sonunda bir kopuş, ayrılık pusuda bekler. Madem öyle, başımıza gelen bu gibi tatsızlıklara bizi kendi bilinmeyenlerimizle yüzleştiren hayırlı felaketler gözüyle bakmamız gerekmez mi?