Mehmet Başaran

Mehmet Başaran

YazarEditör
8.6/10
70 Kişi
·
150
Okunma
·
17
Beğeni
·
2.639
Gösterim
Adı:
Mehmet Başaran
Tam adı:
Mehmet Ali Başaran
Unvan:
Türk Ozan, Eğitimci ve Yazar.
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1926
Mehmet Başaran (d. 1926, Kırklareli) Köy Edebiyatı hareketin şiirdeki temsilcilerinden biri olan ozan, eğitimci ve yazar.
1926'da Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi Ceylanköy'de doğdu. Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü (1943) ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdi (1946). Köy Enstitülü Hatun Birsen Başaran ile evlendi. Askerliğini yaparken Yedeksubay Okulu'ndan çavuşa çıkarıldı. Köy enstitüsü öğretmenliği, gezici başöğretmenlik, ilkokul öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği yaptı, Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı, 1979'da emekli oldu. 1950'li ve 1960'lı yıllarda güçlenen Köy Edebiyatı hareketinin şiirdeki önde gelen temsilcilerinden biri. İlk şiiri Köy Enstitüleri Dergisi'nde yer aldı. Adam Sanat, Gösteri, Kıyı, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat, Yeditepe, Yeni Biçem, Yeni Ufuklar, Yücel gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Toplumcu düşünceyi didaktizme düşmeden şiirlerine sindirmeyi bildi. Şiirlerinde direnme ve umut temalarını iç içe işledi. Aynı temalar gözlem ve deneyimleriyle bütünleşmiş olarak "Ahlat Ağacı" ve "Nisan Haritası"ndan sonra şiir kitaplarına damgasını vurdu.

Ödülleri

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması başarı ödülü
1979 Orhan Kemal Roman Armağanı

Kitapları

Ahlat Ağacı 1953
Karşılama 1958
Nisan Haritasi 1960
Kocakent 1963
Pıtraklı Memleket 1969
Gök Ekin 1975
Meşe Seli 1982
Günler Tuz Rengi 1986
Sis Dağı'nın Başında Borana Bak Borana 1990
Yasaklı - Acının ve Sevginin Yurttaşı 2. baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Köy Enstitüleri Özgürleşme Eylemi 3. Baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Kuşatılmış Yaşam Günaydın Aşk 2006 Cumhuriyet Kitapları
Eylülün Kızgın Soluğu 2007 Cumhuriyet Kitapları
Yüreğinin Sesi Zeytin Ülkesi 2007 Cumhuriyet Kitapları
“Çok abartıyorsunuz her şeyi. Bu kadar sevgi, bu kadar duygu vıcık vıcık nerenizden geliyor anlayabilmiş değilim. Ben mesela sevmiyorum insanları. Sevemiyorum. Hayvanlara, doğaya bir şey dediğim yok. Ama insanlara tahammülüm yok hiç. “
Görebildiğin kadar mavi
Sürebildiğin kadar toprak
Sarabildiğin kadar kadın
Bu dünya
Güvenebildiğin kadar dost
Düşünebildiğin kadar güzel
Yaşayabildiğin kadar dünya
“Doğru, paşa olamazsın demedim
Adam olamazsın dedim.
Okumuşsun, ama gene de olamamışsın
Okumak, herkesin derdini anlamaktır,
Okumak, karşı çıkmak kötülüklere
Halkın derdine çare bulmaktır.”
Ey evrenin tuzu biberi! Ne çok çıkmazlara kördüğümlenmişsin. Bağlarını kopar, düğümlerini çöz.
Ne mutlu üzerlerindeki kokmuş birikimi sıyırıp aslına dönebilenlere...
"Bıkmadınız mı daha güdülmeye? Ne çekersek ondan çekmiyor muyuz? Şu ağaçlara bakın bir, bakın da ibret alın...yaşamların en iyisi orman milleti gibi yaşamak."
Ve ormanca yaşamaya başlıyoruz...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
165 syf.
"Bir zaman bir Tonguç yaşadı bu ülkede. Köylüsüne gönül vermişti yurdunun. Onu yoksul, çaresiz, geri kalmış yaşamından kurtarmayı ülkü edinmişti kendine. Köylünün kurtulması ilkin cahillikten kurtulmasına bağlı olduğuna inanmıştı."


İsmail Hakkı Tonguç.. bundan tam bir önce Kasım ayının başında Gaziantep İl Halk Kütüphanesinin raflarındaki kitaplara göz atarken "Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları" adlı kitabına denk geldim ve kurcalamaya başladım. Samimi dili ve çağdaş söylemelerini okuyunca kitabı kütüphaneden ödünç aldım. Kimdi İsmail Hakkı Tonguç? Yıllar önce Enstitüler ile ilgili okuduğum birkaç yazıda adı geçen kurucu bir isimdi ama daha sonra üzerine okuyup yazmadım. Daha doğru bir ifade ile unuttum. Toplumca bir alışkanlığımız var: "Unutmak" her şeyi unuturuz biz. Yapılan iyiliği de kötülüğü de unuturuz. Değerli insanları da unuturuz.. hem çok sürmez unutuşumuz birkaç gün ya da birkaç hafta sürer. İzmir depremini unutup Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan seçime odaklanmamız gibi mesela...

"Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları" kitabında:

"Hayata atılınca karşılaştığınız birçok işler size kendi kendinizi yetiştirmeniz icabettiğini, bunun bir zaruret olduğunu öğretecektir. Mütemadiyen okuyarak,
incelemeler ve deneyler yaparak çalışmalı, kurslara katılmayı ihmal etmeyerek kendi kendinizi yetiştirmeye var kuvvetinizle uğraşmalısınız. Bunları yapmadan sadece meslek okulunda öğrendiklerinize güvenir ve dayanırsanız çok aldanırsınız, basit, dar görüşlü insanlar olarak kalır, çarçabuk tükenir, toplumun başına belâ olursunuz. Toplum, bu gibi insanlardan çok zarar görür. Gazete, kitap okumayan, imkân olduğu halde radyo dinlemeyen insan, ileri ve uyanık insan olamaz. Kendi kendini devamlı olarak yetiştirmeyen kimse aydın insan sayılamaz."

Öğrencilere yazdığı bu cümleleri okuduktan sonra bizim okullarda İsmail Hakkı Tonguç'un ismi neden geçmez? Diye düşündüm. Ki ben Eğitim Fakültesi mezunu olduğum halde dört yıl boyunca ne Köy Enstitüleri ne de Tonguç Baba'nın ismini duydum. Eskiye dönüp düşününce üniversitedeki akademisyenlere ne kadar kızgın olduğumu bir kez daha anımsıyorum. Atatürk'ün eğitim alanında yapmak istediği devrimlerin tamamlayıcı ismidir İsmail Hakkı Tonguç. Her ne kadar Hasan Ali Yücel Köy Enstitüleri kurucusu olarak anılsa da asıl beyin Tonguç'tur. Ve bu ülkeye Atatürk'ün sonrasında gelen en aydın, en devrimci ve Cumhuriyeti ileriye götürmek adına en büyük çabayı gösteren kişidir benim açımdan.

İsmail Hakkı Tonguç'un hayatındaki dönüm noktası 1925 yılıdır. Fransa, İngiltere ve Almanya'da mesleki eğitim için deneme okullarını gözlemler. Avrupa'nın merkezinde ve taşrasında yer alan okulları gezer. Bu gezi Enstitülerin çekirdeğini oluşturur. Daha sonra memlekete dönerek tüm vilayetleri tek tek gezer hangi ilin hangi geçim kaynağı ile ayakta durduğunu belirler. Osmanlı'dan başlayıp Köy Enstitülerine kadar devam eden eğitim sistemlerinin irdelendiği "Canlandırılacak Köy" kitabını yazar. Tüm hayatını Köy Enstitülerinin hazırlığına adar bir insan bir toplumu değiştirebilir mi? Sorusuna Atatürk'ten sonra verilebilecek ikinci isim olur. Saffet Arıkan'ın Milli Eğitim Bakanı olduğu 1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğüne getirilir. Bu gelişme Köy Enstitülerini kurmak için gerekli zemini sağlayacak ilk raporları Saffet Arıkan'a sunacaktır. Ve büyük gün 17 Nisan 1940 Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı Köy Enstitüleri kanunu meclisten geçer. 21 tane köy Enstitüsü 1954 yılına kadar 17.000 tane köy öğretmeni yetiştirdi. Anadolu köylüsü uyanıyordu. Çıkar sahiplerinin korktuğu da buydu. O yüzden ilk fırsatta bu ülkenin en büyük eğitim hamlesine ihanet edildi. Başı Kazım Karabekir, Şemsettin Sirer çekti. Komünizm propagandası yapılıyor gibi ucuz bir karalama kampanyası yürütülerek köy enstitüleri yok edildi. 1946'da çok partili ilk seçim yapıldı ve iktidarı eline alan Demokrat Parti'nin ilk faaliyetlerinden biri İsmail Hakkı Tonguç'u görevden uzaklaştırmak oldu. Ardından Enstitüleri Öğretmen lisesine dönüştürme süreci başladı. Arkasından Enstitüleri kapattılar. İmam Hatip okullarını açtılar, Amerika'nın eğitim sistemini ve eğitim uzmanlarını getirdiler. Sonuç ne oldu diye soracak olursanız?

Sayfa 58:

"Üniversite kapılarına yığılan binler... Başka ülkelerin yolunu tutan işçiler, aydınlar... Beyin ve emek göçü... Eğitip değerlendiremediklerimiz de yurdumuzda heba oluyor... Korkunç bir insan erozyonu..."

İsmail Hakkı Tonguç'u tanıdıktan sonra Enstitüler üzerine bir sürü kitap okudum. Bir daha bırakmamak üzere de bu konuya önem vermeye başladım. İsmail Hakkı Tonguç kendinden bir sürü ödün vererek Köyde Eğitim kitabını yazmıştı.

"Herkesin parklarda, gazinolarda, pastahanelerde eğlendiği saatlerde, bunlara hiç imrenmeyerek, gece yarılarına kadar oturarak kitabı (Köyde Eğitim) yazdım."

Enstitüler üzerine okumalar yapmayı, yazılar yazmayı çok seviyorum. Beni takip edenler bilir bu konuda birçok kez ana sayfayı meşgul etmişimdir. Şuan kimse Enstitüleri, Enstitülüleri okumuyor ama bir gün saraylar, saltanatlar sona erer başa halkçı, cumhuriyetçi kadrolar gelirse Enstitüler kıymete binecek sağda solda Enstitülerin önemi konuşulacak işte o zaman unutan herkes bu insanlara sahip çıkmak için can atacak. İnsanoğlu böyledir işte güç kimde ise o güçten faydalanmak için yolunu bulacaktır. Bu insanlardan olmamak adına kıyıda köşede kalan değerler, yazarlar üzerine konuşmayı önemli buluyorum. Köy Enstitülerinin önemini kendimce vitrine sokmaya çalışıyorum. Ne kadar etkili olur bilemiyorum ama söz uçar yazı kalır hesabı kendi sorumluğumu yansıtmaya çaba sarf ediyorum.

Çifteler Köy Enstitüsü müdürü ve bu projenin önemli isimlerinden biri olan Rauf İnan Köy Enstitülerinde eğitim gören öğrencinin kazandığı becerileri şöyle sıralıyor:

« Toprak kazanlar, karizma yapanlar, at, davar, sığır, sürüleri güdenler, hayvanlara bakanlar, sirke, yoğurt, peynir yapanlar, makarna, bulgur, turşu, tarhana hazırlayanlar, araba sürenler, duvar ören ler, yapı kuranlar, taş yontanlar, beton dökenler, sıva yapanlar, tuğla pişirenler, kireç yakanlar, çatı kuranlar, plan çizenler, keşifname düzenleyenler, kooperatif işletenler, demir dövenler, kaynak yapan lar, tahtayı ve çeşitli malzemeyi esere çevirenler, bağ dikenler, orman ve bahçe kuranlar, ata, bisik lete binenler, motosiklet, traktör kullananlar, türkü söyleyenler, mandolin, saz çalanlar, okuyanlar, şiir yazanlar, kendi hazırladıkları oyunları sahneye ko yanlar, milli oyunlar oynayanlar, kitap ciltliyenler, resim çekenler, sepet, kazak örenler, resim yapanlar, makina ile çorap işleyenler, iplik bükenler, kumaş, bez, çarşaf, örtü, havlu dokuyanlar, çamaşır, elbise dikenler, nakış yapanlar, milli nakışların örneğini alanlar, deri pişirenler, pullukla, traktörle tarla sürenler, nadas yapanlar, tohum ekenler, orakla, biçer döverle veya biçerlerle ekin biçenler, çeşitli aletlerle harman dövenler, ürünü ambara taşıyanlar, yüzlerce hayvanın kışlığını hazırlayanlar, köprü kuranlar, balık avlayanlar, yol yapanlar, kanal açanlar, fizik, kimya, biyoloji, çocuk ve iş psikolojisi, ekonomi, koooeratifçilik okuyanlar, ders okutanlar, köy etütleri yazanlar, motör, türbin, değirmen çalıştıranlar, hasta arkadaşlarına bakanlar, kitaplık yönetenler, memleket sorunlarını, davalarını konuşanlar, radyo dinleyenler, dünya olaylarını yorumlayanlar, kurak toprakların derinlerinde su arayanlar...."


İsmail Hakkı Tonguç'un yarattığı Enstitülerin çıktıları bu şekildeydi. Şimdiki eğitim sisteminin çıktıları ile kıyas yapınca ne kadar da geri bırakıldığımızı fark edebilirsiniz.

İsmail Hakkı Tonguç görev ve yetkilerini sürekli ülkenin ilerlemesi için harcayan bir insandı. Özel okul zincirine sahip olup ondan medet umulan bir Milli Eğitim Bakanı misali değildi. Doktorun yanlış tanısı yüzünden ölen oğlu Yalım'ın gömü işlerine tedarik edecek para bile bulunmamıştı cebinde Hasan Ali Yücel ve bir diğer arkadaşının yardımıyla oğlunun cenazesini kaldırdı. Bunlar olduğu zaman elinin Altından milyonlarca lira para geçiyordu ve İlköğretim Genel Müdürüydü ama tek kusuru vardı "namuslu"ydu yolsuzluk yapmıyor ülkeye hizmet ediyordu. Mükafatı ise kahır çeke çeke ölmek oldu. Bu ülke böyleydi işte gerçek aydınlarının celladı olurdu daima.


Öğrencileri olan Köylü çocuklarına verdiği bir demeci paylaşarak bitiriyorum.

«Klasik eğitim, halktan kopan, onlar gibi giyinmeyi, iş yapmayı, ayıp sayan adamlar yetiştiriyor. Yaldızlı diplomalarının sağladığı ayrıcalıklarla yalnız kendi çıkarlarını kovalıyorlar bunlar. Anadolu doktorsuz, mühendissiz, teknisyensiz, öğretmensiz.. Çoğunun anaları, babaları da, toplumun kaymağını yiyenlerden. Bir de geldiğiniz yerleri, kendi analarınızı babalarınızı, bacılarınızı kardaşlarınızı düşünün...
Köyünüzü kökeninizi unutmamalısınız. Kentlerin parıltısı, rahatlıkları gözünüzü almamalı. Ezenlere, sömürenlere katılmamalısınız. İhanet olur bu. Babalarınızın bacağındaki pantolonda şu kadar yama var. Ömürleri boyunca iki büklüm çalışıyorlar da, karınları doymuyor; durumları düzelmiyor... Peki, kim düşünecek bunu? İnsanca yaşamak, daha kırkına varmadan ölüp gitmemek, onların da hakkı değil mi?.."
159 syf.
21 Eylül 2019 Cumartesi
23:19

Öğrenmeye Övgü

Öğren en basiti. Zamanıdır.
Sakın geç deme.
Öğren abeceyi, çok bir şey değil gerçi
Öğren ama, başla.
Koru kendini yılgınlıktan
Her şeyi öğrenmelisin
Çünkü sensin artık yönetecek olan.
Köprüaltındaki, öğren!
Öğren, demirparmaklıklar ardındaki!
Ev kadını, öğren!
Öğren, altmış yaşındaki!
Kimsesiz çocuk, okul ara kendine
Bilim ara, soğuktan kıkırdayan.
Sarıl kitaba, aç insan. Silahtır o.
Çünkü sensin artık yönetecek olan.

Çekinme soru sormaktan arkadaş!
Enayi yerine koydurma kendini
Alın teri dökmeden bellediği şeyi
Biliyor sayılmaz insan.
Geçir gözden hesap pusulasını
Unutma, sana ödetilecek faturası
Parmak bas üstüne her rakamın
Nerden çıkmış, sor bakalım
Çünkü sensin artık yönetecek olan.

Kitapta da Brecht'in bu şiirinden alıntı yapılmıştı o yüzden bununla başlamak istedim.

Mehmet Başaran önce Tonguç Baba'yı anlatıyor bize şöyle der onun için:

"Emekçi halkın "köleliklerin her türlüsünden" kurtulması için bilgilenip bilinçlenmesini, kendi demokratik düzenini kurup tıkır tıkır işlemesini ister o."

Tonguç Baba asıl sonrunun köylerin geri kalmışlığında olduğunu biliyordu. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde gözlemler yapmış pek çok köyüne ziyaretler gerçekleştirmiştir, o köylülerin çağdaş bir duruma gelmek için çok emek verdiklerini, atalarının da çok emek verdiğini öğrenmiş ve böyle bir faaliyette bulunmak adına köy kalkınmalarına öncelik vermek adına Enstitüleri oluşturur ve her mezun kendi köyüne dönerek cahillikle savaşacak karanlığın içinde yanan bir ışık olacaktır.

Her şey çok güzel gidiyordu. Her sene mezunlar başarılı bir şekilde sivil hayatta faaliyetlerine devam ediyordu, aydınlanma tabanda yavaş yavaş hissediliyordu, ağaların, beylerin ellerinde "kul" olan köylüler okuma-yazma öğreniyor dünyaya açılıyor sömürge düzenlerini Enstitülülerden öğreniyorlardı. Birkaç yıl daha süren verimli bir köy kalkınmalarına dayanamayacak olan feodal beylerin ve aristokratların canları sıkılmaya başlamıştı. Ve bu asalak düşünce sahipleri varlıklarını, nüfuzlarını korumak adına ellerinden gelen her kötülüğü yapacaklardı Başaran bu durumu bir cümleyle şöyle özetler:

"Lanet olsundu bunca zamanın ziyan edilmesine neden olanlara"

Okumuyoruz, Enstitülülerin önemini halen bilmiyoruz yoksa daha ne lanetler okunur ne özlemler çekilirdi bir devrimi engellemek adına karşı bir devrim yapmak gerekir bizim baştaki zatlar da daima karşı devrimi tersten yapar bizi geriye itmeye çaba gösteren faaliyetlerde bulunurlar. Çünkü onlar aydınlık karşısında ne yapacaklarını bilemeyen ilerlemeci görüş karşısında eli ayağı tutuşan vizyonsuz, dayanıksız kimselerdir. O yüzden Enstitülülere karşı karalama kampanyası başlattılar, ilk olarak kız-erkek çocuklarının birlikte okumasını yanlış buldular, oralarda zina yapıyorlar dediler biraz etki gösterip bazı kız çocukları okullardan alınsa da köylüler Tonguç Baba'ya inanmıştı bir kere gericilere boyun eğmediler kızlar orada karma bir sekilde okumaya devam etti hatta okuduğum bir önceki kitapta Talip Apaydın şöyle anlatacaktı:

"Bize burada zina yapıyorlar diye iftiralar atıyorlar biz ki kız arkadaşlarımız yanımızda otururken kaba konuşmamak adına birbirimizi uyaran çok sevsek de bunu belli edemeyen kişilerdik bir şekilde aşklarını birbirine sevdasını açıklayan öğrenci çiftleri ise mezuniyetten sonra evlendiler "

Şuan şunu sormazlar mı adama siz gericiler eğitim sistemini teslim ettiğiniz tarikatlar ne haldedir? Öğrencileri zorla tıktığınız İmam Hatip okulları ne haldedir? Ne olduğu belirsiz cemaatlere ve vakıflara mensup dini kurs yerleri ne haldedir cevabını ülkemizde üçüncü sayfa haberlerde okuyabilirsiniz.

İkinci olarak komünizm girdi devreye Enstitüler komünist yuvası olmuş ülkemizdeki en büyük ayıptır yahu bu sıkıştığı vakit birine sen komünistsin demek bu kadar acizlik neden?
Bize komünizm hiçbir zaman zarar vermedi ki kapitalizmin olduğu bir yerde komünizmi, sosyalizmi bilmeden saldıranlar ey gerici mahluklar sosyalizm bir için değil bütün için çabalar sizin yıktığınız Enstitüler bir için değil bütün için çalışırdı. Ne oldu sonrasında hiçbir şey değişmedi tüm köy bir ağaya çalışmaya başladı, tüm devlet bir gruba vergi vermek zorunda kaldı keşke Sosyalizm gelseydi de hiç görmeseydik bu günleri lakin ülkenin korkulu rüyası komünizm yaftası ise yaramıştı Enstitüler milli bir çizgiye göre düzenlenme bahanesi ile Irkçı öğrenciler ile hazırlanan kara listeler ile öğretmenler ve öğrenciler tasfiye edilmeye başlandı. Kız erkek öğrencilerin eğitim yerleri ayrıldı sistematik olarak süren saldırılar sonucu Enstitüler kapatıldı...

Enstitüler kapatıldı da ne oldu binlerce mezunu olan eğitim devrimi tabiki sona ermedi sistematik baskılara maruz kalmalarına rağmen en büyük aydın kitlemizi oluşturan Enstitüler hala aramızda onların eserlerini okuyoruz işte onların düşüncelerini yaşıyoruz En önemlisi cahin en büyük Eğitim Bakanını ve Tonguç Baba'yı unutmuyoruz..

Lakin Enstitüler kapatılınca köylülerin halkaları aşınmış ve kırılmaya yakın olan zincirlerinin üstüne yeni prangalar takıldı hala en alt tabakada seyredenler hala "kul" olan köylüler oldu milletin efendisi olma yolu tıkandı, kapitalizmin en büyük esiri olmak için koşar adım atan kişiler oldular.

Enstitüler kapatıldı da ne oldu?

Kadınlarımız cahil bırakıldı, köye mahkum bırakıldı, coğrafyaya mahkum bırakıldı... Dünyaya gelirken köle olarak doğuyordu köylü kadınlarımız hala doğuyorlar Annemi düşünüyorum onun Annesini düşünüyorum... Nenem Enstitüler kapatıldığında 18 yaşındaydı belki birkaç sene daha devam etseydi o aydınlık halkalarına eklenecek kendi çocuklarını da kurtaracaktı, lakin erkek çocukları kurtuldu onun erkekler coğrafyaya mahkum doğmaz bir şekilde kurtulur lakin kadınlar hep tutsaktır, bu kadınlar bizim kadınlarımız her evde aile büyüğü olan kadınlarımız bu yobazlığın yüzünden, ağaların toprakları bölünmesin diye ve bazı devlet adamlarının koltukları korunsun diye köleleştirildiler evet o akbabaların leşleri olduk yıllardır cesetlerimizi delip deşiyorlar lakin doymuyorlar, doymuyorlar, doymuyorlar...

Halbuki Enstitülerin hayalleri marşlarıydı kapatılmasaydı bugün Ziraat Marşı gür sesle okunuyor olacaktı.

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

Kuracağız öz yurtta, dirliği düzenliği.
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
128 syf.
·2 günde·7/10 puan
Mehmet Başaran'ın okuduğum ilk kitabıdır. Anlatımları sade ve açık. Kitabın içerisinde 22 adet öykü var.

Köy edebiyatına dahil olan bir kitap. Öykülerinde bahsedilenler ise köy yaşamının zorlukları ,insanların düşünceleri gibi şeyler.

Yazar toplumsal gerçekleri ön plana çıkarmış. Yaşam koşullarını ele almış.

Bazı anlarda sıkıyor ancak genel olarak hayata dair , geçmiş dönemde insanların yaşamış oldukları zorluklara dair üzüntü hissi uyandırıyor. Genel olarak güzeldi.
278 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mehmet Başaran’ın 1979 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazandığı Memetçik Memet, Mehmet Başaran’ın hayatından izler taşıyan bir kitap.
Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden mezun olan kahramanımız, öğretmenlik yaparken, aniden askerlik görevine çağrılır.Silah altına alınan sadece kahramanımız değildir.Pek çok Köy Enstitülü öğretmen vardır askerlik görevi için çağırılan.
Kitap boyunca, Köy Enstitüler’ini yok etmek için uğraşan zihniyetin askerlik yapan öğretmenler üzerindeki baskısını görüyoruz.Yedek subaylık hakkı da elinden alınan karakterimiz, ne zaman biteceğini tam olarak bilemediği askerlik görevini zor koşullar altında yerine getirir.
Anlatımı biraz kopuk buldum ama bu dönemle ilgili kitapları okumayı seviyorum.
Sibel Canbaz
Sibel Canbaz Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri'ni inceledi.
Köy enstitüleri hakkında eminim bir şekilde bir şeyler duymuşuzdur, elbet karşımıza çıkmıştır. Ben ilk defa bu kadar detaylı okuma fırsatı yakaladım. Kısaca şöyle anlatmaya çalışayım: Hani şimdi Finlandiya Modeli, Amerikan Modeli, 21. Yüzyıl becerileri, yaşam boyu öğrenme vs diye kendimizi paralıyoruz ya, işte bunların hepsini zaten içinde barındıran, hem de %100 Türk menşeili bir eğitim modelimiz varmış bizim zaten ama birçok iyi şey gibi o da “zararlı” görülüp kapatılmış, adı da Köy Enstitüleriymiş. Yakın tarih merakınız varsa öneririm.
Merhabalar, anı tarzında yazılmış bu değerli kitapla karşınızdayım.Yazarımız Köy Enstitülerinde yetişmiş, ufkunu,dimağını bu kurumlarda geliştirmiş bir Türk genci.Birçok kademede çalışmış, öğretmenlik yapmış bir şahsiyet, aynı zamanda alanında pek çok ödül almış. Kitabımız büyük Türk eğitim reformcusu, enstitülü gençlerce "Baba"olarak anılan, Türk milletinin kalkınması için ömrünü vakfetmiş bir devlet adamı olan Hasan Ali Yücel üzerine kurulu. Onunla olan anılarını, Köy Enstitülerinin nasıl "millileştirilme" adıyla yok edildiği, Hasan Ali Yücel'in de partisi olan CHP'nin nasıl çizgisinden savrulduğuna ,o dönem için gündemi uzun süre meşgul eden Kenan Öner-Hasan Ali Yücel davasına da değinen bu kitap, Köy Enstitülerini merak edenler için ilk ağızdan yazılmış ,okunması gereken önemli bir kaynak niteliğinde.Tavsiye edilir🤗
211 syf.
·6 günde·3/10 puan
Hasan Ali Yücel gerçek anlamda saygı duyduğum ve Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim alanına müspet katkılarına inandığım bir eğitimci, siyasetçi ve devlet adamıdır. Ancak bazen fanatizm ve üslup öyle etkili ki; daha önce Hasan Ali Yücel ve köy enstitülerini anlatan kitaplar okumuş, belgeseller izlemiş olmasaydım; bu kitapla birlikte muhtemelen Hasan Ali Yücel için iyi şeyler düşünmüyor olurdum. Oldum olası "gerici" sözcüğünden nefret etmişimdir ve bir yazarın o zihniyeti böyle sığ bir sözcükle tasvir etmesini hiç anlamamışımdır. Sözcüğün iticiliğiyle, o sözcükle tasvir edilen zihniyetin iticiliği kıyasıya yarışır ve kitapta en çok tekrarlanan kelimedir. Ayrıca kitap boyunca amaç Üzüm yemek mi? Bağcıyı dövmek mi? sorusunu sormaktan kendimi alamadım. Evet bir kitapta bir dönemi, bir davranışı, bir zümreyi eleştirmek pek tâbidir ama sadece eleştirmek için kitap yazmak ve konunun özünü unutmak bir eğitimci yazar için çok kınadığım bir davranış olmuştur. Velhasıl irite olmamak adına okumayınız. Ülkemiz için böylesine önemli bir meseleyi bir eğitimcinin kaleminden böyle bir üslupla okumak üzdü.
211 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10 puan
Cumhuriyetimizin en büyük projelerinden birisi ve belki de tek büyük zaferi olan, sağduyulu, sanat ile iç içe, aklı başında, özgürlükçü ve içinde vatan sevgisi olan, bilgiye aç gençlerin yetiştirildiği, sınıf ayrılılıklarının ve ayrıcalıklı eğitimin olmadığı, öğretmen ve öğrencilerin hep birlikte bir şeyleri yapabileceklerinin inancıyla var olmuş, öğrencilerimize bugün sorsanız ismini dahi bilemeyecekleri eserlerin o günkü sınıflarda incelediği, köylerimizde vasıflı insanlarımızın yetişeceği, kalkınmanın ve üretimin artacağı, gerçekten üreten köylünün milletin efendisi olabileceği gösteren Cumhuriyetimizin asla silinmeyecek şerefli bir sayfasıdır Köy Enstitüleri.
Ve aklında “El koyduğumuz ilköğretim davasını gerçekleştirerek Türk vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında hatta en ücra yerlerinde kendi kendisine açıp solan çiçek bırakmayacağız.” düşüncesi olan ve ömrünün son anına kadar ülke için çalışan hayatını heba eden, yılmaz kişilik, felsefeyle ilgilenip, bilimle haşır neşir olan, tarih ile yaşayan, tam bir entellektüel. Akıllı, yenilikçi, çağdaş, daima ileriyi düşünen bir devlet adamı, bir kültür insanı. Hasan Ali Yücel
Ülkemizin gerçekten aranan ve ihtiyacı olan büyük idolleri arasında olabilecek birisi ama maalesef bilinmiyor. Saygıyla...
211 syf.
·Puan vermedi
Her eğitim fakültesi öğrencisinin başucu kitabı olmalı. Hasan Ali Yücel’in öğretmene ve öğrenciye dair tutumları anılar ile ortaya serilmiş. Yalnız bu güzel insanın özveriyle başlattığı ideal öğretmenlik düzeni için bile heyecanla yürümeye devam etmeli. Öğretmen ve öğretmen adayı arkadaşların heyecanlı gönüllerine sevgiyle... keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Başaran
Tam adı:
Mehmet Ali Başaran
Unvan:
Türk Ozan, Eğitimci ve Yazar.
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1926
Mehmet Başaran (d. 1926, Kırklareli) Köy Edebiyatı hareketin şiirdeki temsilcilerinden biri olan ozan, eğitimci ve yazar.
1926'da Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi Ceylanköy'de doğdu. Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü (1943) ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdi (1946). Köy Enstitülü Hatun Birsen Başaran ile evlendi. Askerliğini yaparken Yedeksubay Okulu'ndan çavuşa çıkarıldı. Köy enstitüsü öğretmenliği, gezici başöğretmenlik, ilkokul öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği yaptı, Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı, 1979'da emekli oldu. 1950'li ve 1960'lı yıllarda güçlenen Köy Edebiyatı hareketinin şiirdeki önde gelen temsilcilerinden biri. İlk şiiri Köy Enstitüleri Dergisi'nde yer aldı. Adam Sanat, Gösteri, Kıyı, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat, Yeditepe, Yeni Biçem, Yeni Ufuklar, Yücel gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Toplumcu düşünceyi didaktizme düşmeden şiirlerine sindirmeyi bildi. Şiirlerinde direnme ve umut temalarını iç içe işledi. Aynı temalar gözlem ve deneyimleriyle bütünleşmiş olarak "Ahlat Ağacı" ve "Nisan Haritası"ndan sonra şiir kitaplarına damgasını vurdu.

Ödülleri

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması başarı ödülü
1979 Orhan Kemal Roman Armağanı

Kitapları

Ahlat Ağacı 1953
Karşılama 1958
Nisan Haritasi 1960
Kocakent 1963
Pıtraklı Memleket 1969
Gök Ekin 1975
Meşe Seli 1982
Günler Tuz Rengi 1986
Sis Dağı'nın Başında Borana Bak Borana 1990
Yasaklı - Acının ve Sevginin Yurttaşı 2. baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Köy Enstitüleri Özgürleşme Eylemi 3. Baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Kuşatılmış Yaşam Günaydın Aşk 2006 Cumhuriyet Kitapları
Eylülün Kızgın Soluğu 2007 Cumhuriyet Kitapları
Yüreğinin Sesi Zeytin Ülkesi 2007 Cumhuriyet Kitapları

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 150 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 119 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.