Huzur evinde kaldığımız saatler boyunca, orada yaşayan büyüklerimizin birçoğuyla sohbet edip hikâyelerini dinleme imkânı bulduk. Biliyor musunuz? Bir tanesi bile maddiyattan bahsetmedi. Evlerinin ve eşyalarının nasıl olduğuna veya mal varlıklarına dair tek kelime etmediler. Şunu alamamak içimde kaldı veya bana şunu almadılar diye küstüm demediler.
Kaybettiği eşini ne kadar özlediğinden ve kendisini oraya bırakıp giden evlatlarına ne kadar küstüğünden bahsedenler oldu.
Peki ya yol arkadaşınız ile evlenip aynı evde kalmaya başladığınız zaman yaşayacağınız fikir ayrılıklarında yaklaşımınız ne olacak? Sevmediğiniz özelliklerini sürekli değiştirme gayretinde mi olacaksınız; yoksa sevdiğiniz özellikleri görmeyi tercih ederek hoşgörüyle mi yaklaşacaksınız? Eşinizi gerçekten bir emanet gibi görüp hastalandığında yanı başında durabilecek misiniz? Ondan hep daha fazlasını istemek yerine kanaat etmeyi deneyecek misiniz?
Kore dizilerinde klişeleşen, telefon numarasını isim yerine lakap ile kaydetme geleneğinin evlendiğinde uygulanacağını zanneden hanım kızımız, eşini aradığı zaman telefon ekranında 'Mısır patlağım' yazacağını zanneder ancak aslında zorlamaya gerek yoktur. Muhittin hanımını 'Hanım' diye kaydeder.
Mevsim hep baharken, sen her gün çiçekler görüyorken, üşümüyor, titremiyor, ıslanmıyorken, nefes alabilmek daha kolay.
Bir fırtına gelsin bakalım neler olacak?
Gök bir gürlesin ve hava birden soğusun kıyafetin incecikken...
Böyle zamanlarda da elini tutabilecek mi? Üşüyeceğin için endişelenip üzülecek mi?