Bu istırabın ölüm olmadığı fikri, gittikçe kaybetmeye başladığı bilincine dalga dalga yayıldı. Ölüm böyle acıtmazdı. Bu hayattı; o korkunç boğulma hissi hayatın verdiği bir acıydı; hayatın ona indirebileceği son darbeydi.
Belki de Nietzsche haklıydı. Belki de hiçbir yer gerçekliği barındırmıyordu. Gerçekte bile gerçeklik olmayabilirdi, belki de gerçek diye bir şey yoktu.
Ruth'u gerçekten sevmediğini şimdi anlıyordu. Onun sevdiği idealize edilmiş bir Ruth'tu; kendi yarattığı, ruhani bir varlıktı, yazdığı aşk şiirlerinin ışıltılı ve parlak ruhuydu. Burjuvanın bütün kusurlarına sahip, zihninde burjuva psikolojisinin onulmaz sancısını taşıyan, burjuva sınıfının gerçek Ruth'unu hiçbir zaman sevmemişti.