Biz, İbrahim'e, Mükerrem Ev'in yerini göstermiştik, Demiştik ki, bana hiçbir şerik koşma; evimi, tavaf edenler için, Mekke'de kalanlar için, rükû ve sücûd edenler için temizle.. İnsanları hacca çağır; ister yaya olarak ister develere binerek gelsinler!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Su Akdeniz, ne esrarlı çerçeve!.. Yoksa dünya evinin cümle kapısı önündeki havuz mu o?... Herkes ve her şey
onun etrafında, yahut etrafının etrafında...
Abdullah, güzellerin güzeli. Yüz deve kurban edilmiş, ismi her tarafa yayılmış, babasıyla Mekke'ye dönüyor.
Bir aralık Abdullah babasından ayrıldı ve Kâbe civarın da Beni Esed kabilesinin yolundan geçmeye başladı. Genç bir kadın.. hafifçe bir duvara yaslanmış, derin derin gözlerini süzmüş, vecd içinde Abdullah'a bakıyor.
Abdullah kadının tam önünde...
Kadın fısıldadı:
- Hişt, delikanlı, bir lâhza dur! Abdullah durdu.
Bugün yüz deve kurban ettiniz. İster misin, o develeri ben sana vereyim. - Ne olacak?
- Benimle kal!
- Hayır dedi Abdullah; harama el sürmem. Ve Beni Esed güzelinin mahzun bakışları önünde başını alıp uzaklaştı.
Abdullah, Beni Zühre kolundan soylulukta en üstün, Abd-i Menaf oğlu Vehib'in kızı Amine ile evlendi.
Amine, Kâinatın Efendisi'ne gebe... Abdullah sokakta, kurban dönüşü yoluna çıkan Beni Esed güzeline yine rastlıyor. Bu defa kadın, hissiz ve
donuk...
Abdullah soruyor:
- Ne oldu; hâlin değişmiş?.
- O gün alnında esrarlı bir nur vardı. Kendimden geçtim. Artık o nuru sende göremiyorum. Gerçekten, Nur, yeryüzünde annelerin en büyüğü Âmine Hatun'a geçmiştir.
Ey Allah'ın Resûlü, söyle bana, Allah'ın her şeyden
evvel yarattığı nedir?
Dediler: Her şeyden evvel Peygamberinin nurunu, kendi nurun dan yarattı. Nur, Allah'ın kudreti ile dilediği gibi gezerdi.
O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem... Ne melek, ne semâ, ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan, ne cin... Her şey bu nurdan yaratıldı.
O akıl budalaları ki, gözün nasıl gördüğünü anlamadan gördüğü şeylere inanırlar, fakat görmediklerine inanmazlar, gözlük üstüne gözlük takarlar ve üstelik görüneni bile göremezler: işte onlar, ellerinde birer istiklâl pertavsızı taşırlar, eşya ve hâdiselerin posalarını hep onunla incelerler ve hiçbir şey bulmazlar.