"Arzu olmadan yol ahınır mı bu hayatta peki? Seni bir fedai olmaya iten yahut bunca yolu tepmene neden olan arzun değil miydi?"
Genç fedai başını önüne eğdi. Şemseddin gülümsedi.
"Arzular ve istekler yok olmazlar. Tıpkı düşüncelerin ve duyguların yok olmayacağı gibi. Onları kontrol ettiğin müddetçe senin düşmanın değil, hizmetkarındırlar. Ne vakit seni kontrol etmeye başlarlar, ne vakit onlara bağımlı hâle gelirsin; işte o zaman senin düşmanın olurlar. Nefsini arzularını yok ederek öldüremezsin. Nefsini o arzuların ve isteklerin içinin derinliklerinde hangi düşünceden, hangi inançtan, hangi duygudan kaynaklandığını anlayarak ve üzerlerinde hakimiyet kurarak yok edebilirsin."
İnsanoğlu böyleydi. Gelişmiş bir organizmaydı. Bu organizma öyle bir bilinç geliştirmişti ki kendini bilen, kendisi üzerinde düşünebilen, kendisini gözlemleyebilen bir üst bilişe sahip yegâne canlıydı. Ama aynı zamanda öleceğini bilerek yasayan tek mahluk olmasının verdiği acıya ve dehşete katlanabilmesi için başka bir savunma mekanizması daha geliştirmişti. Ölümün ve diğer kötü olasılıkların asla başına gelmeyeceğini düşünerek yaşamına devam edebilme yetisi...
Insan nedir? Bilim bunu bedenle tanımlar. Felsefe bilincle tanımlar. Din ise ruh ile. Bana sorarsan hepsinin kesişim noktasıdır. İnsan karbon temelli, su elementi yoğunluklu, nöronal ağlarla organize olmuş, organik bir bilgi işleyici sistemdir."
"Yani insanın bir nevi bilgisayar.”
"Ancak her başarısızlık, sizi başarıya götüren bir adımdır sadece. Zira artık size neyi yapmamanız gerektiğini öğretir. Bu sebeple sonuca her zamankinden daha yakınız."