Sahip olmak nedir?
Hiç bilgimiz yok ;öyleyse herhangi bir şeye sahip olmayı nasıl isteyebiliriz?
Yaşamanın ne olduğunu bilmeyiz, diyeceksiniz şimdi bana ama yaşarız...
Peki ama, gerçekten yaşıyor muyuz? Hayatın ne olduğunu bilmeden yaşamak, yaşamak bu mudur?..
Bir taşta, bir toz tanesinde tekrar dünyaya gelsem ruhum bu arzuyla ağlıyor.
Her şeyden giderek daha az zevk alır oldum, hatta hiçbir şeyden tat alamamaktan da....
Kendime hiçbir anlam veremiyorum...
Hayat ağır geliyor...
Heyecanların şiddetini kaldıramıyorum. Yüreğim tanrı'nın bir ayrıcalığı...
Hangi görkemli geçitlere katılımışım, kimbilir hangi zenginliklerde bıkmışım ki,
Şimdi bu bıkkınlıkla ozlemlerim yatışıyor?
Ya hangi sayvan? Hangi yıldız kafilesi? Hangı zambak, hangi bayraklar hangi camlar?
Hangi sır alıp götürmüş ağaçların gölgesine bu dünyadaki suları, servileri ve çalıları gayet iyi hatırlayan, hiçbir yerde kendine bir cardak bile bulamayan, yalnızca hareket etmeyi reddettiklerinde doğan sonuçlara sığınabilen düşlerimizin en güzelleri?...
Bir gün
Öğle yemeği yemek yerine, her gün kendime hatırlatmak zorunda kaldığım bir ihtiyaç bu, tejo 'Yu görmeye gittim, sonra sokaklarda rastgele gezinerek geri geldim, bunun ruhuma faydası olduğunu düşündüğümü bile farz etmedım. Her şeye rağmen...
Yaşamak, zahmetine değmiyor, bakmak, işte buna bır tek buna değer. Yaşamaksızın bakabılsek mutluluğu yakalamış olurduk! Ne var ki, bütün düşlerimizin adeti olduğu üzere, bu da imkansızdır. Hayatı defterden silebilen bir esriklik olsa!..
Hiç olmazsa yeni bir karamsarlık yaratsak, yeni bir reddediş, bizden geriye, zararlı da olsa bir şey kalacağına kanabilelim diye!...