"Evet, çok şeyler yapacaksınız. Fakat yapacağınız şeyler korkarım ki memleketi çıkılmaz bir girdaba sokmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Eğer ben ve benim gibi düşünenler o zaman hayatta bulunursak, sizin bugünkü sözlerinizi takdirle anmayacağız. Dilerim ki o zaman bizi çıkılmaz zorluklar içinde terk etmeyesiniz."
Tüm bu badireler karşısında Zübeyde Hanım'a düşen rol, bir gün kavuşmak umuduyla türlü tehlikeler içerisindeki oğlunu derin bir hasretle beklemek olmuştu.
Bu denli ufak çaplı bir tacizde bile üstün yarar gösterebilen Türk ordusunun daha üstün silahlara sahip olabilmesi halinde düşmanı kolayca denize dökebileceğini düşünüyor, "Bir Türk neferi, on düşmana bedeldir. Biz bu çocuklarla dünyayı fethetmeye çıkabiliriz," diyordu.
"Biz vatana borçlu olduğumuz fedakarlık derecesini düşündükçe, bugüne kadar yapılan hizmeti pek küçük buluyoruz... Ah Salih, Allah bilir hayatımın bugüne kadar orduya faydalı bir uzuv olabilmekten başka vicdani bir emel edinmedim. Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır."