Hayatlarımız birer daire gibi. Anne ve babamız kalemi ellerine alıyor ve bir noktadan başlayarak daire çiziyor. Başladıkları noktaya geldiklerinde kalemi bize veriyorlar. Küçük farklar olsa da biz de aynı dairenin üzerinden gidiyoruz. Zamanı geldiğinde ise kalemi kendi çocuğumuza vereceğiz.
Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçınıp nesnelerin, insanların kendileriyle, yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım.
Hayat pek çok kişiye sorgulamak için bir sebep veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi.