Kitaba başlarken nereye gidecek acaba diye merakla, heyecanla okumaya devam ettim elimden bırakamadığımı söyleyebilirim. Insanın bir çırpıda okuyup bitirmek isteyebileceği bir kitap. Ailenin, anne sevgisinin, hayata sıkıca sarılabilmek için kendi kanından birine ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlayabilmek için ders niteliğinde bir öykü. Bir kadının hayata tutunuşunu ya da tutunmaya çalışışını, (aslında 3 kadının) özetliyor.
Beni en çok etkileyen paragrafı paylaşmak istiyorum.
"Kadın olmak ölümcül.
Doğmalar, büyümeler, danteller, pembeler, uçuşan kaçışan binbir gürültü ve oyuncak bebekler, oyuncak evler, oyuncak çay takımları, yemek odaları, yatak odaları ve oyuncaktan bir gelecek kurgusu, gelecek, gelecek, korkunç ve karanlık, korkunç ve zifiri gibi, çamur gibi yapış yapış ve içine çeken, sürekli sürekli, petrolden bir bataklık, plastikler ve naylonlar, naylondan bilezikler, kolyeler, tokalar, saç örgüleri, kurdeleler, pelerinler, kloş etekler ve fırfırlar, fiyonklar, genç kız terlemeleri, genç kız tüyleri, genç kız sivilceleri, genç kızı rüyaları genç kızı rüyaları, aşklar ah o aşklar, rüyalı bakışlar, kokulu silgiler, kıvrılmış defter uçları, kıvrılmış kirpikler ve baldırları sıkan okul çorapları, çağlalar, çilekler, ay başları,ağrılı, kanlı, kokulu, iç bunaltıcı ve çok öfkeli, memeler şiş memeler irili ufaklı, sütyen izleri ve sütyen üzerinde kaybolma, kaybolan kendin olabilme hayalleri, daha 15'inde anlamak ve bilmek ve çılgınca bilmek asla ve asla istediğin kişi olamayacağını, İstediğinle öpüşemeyeceğini, istediğin işler, istediğin hayatlar ve istediğin koşullar ormanlarda, hayvanlar gibi özgür ve hayvanlar gibi kendiliğinden olmayacak, olmayacak, hep susturulacak, hep içe atılacak, hep dibe gömülecek, daha da dibe, sonsuz bir unutkanlığa teslim olacak kendin