Kabuk, Zeynep Kaçar'ın üç kuşağın kalıplarını, kargaşalarını, ölümlerini, doğumlarını, yeniden var olmalarını, tekrar tekrar yok olmalarını anlattığı kelime. Evet tek bir kelime ile bunca şey anlatılıyor. İnsan kendisi olmadan var mıdır? Her gün her gün yok olmak, silinmek mümkün müdür, aşk nedir sahici midir? Ölümün neresinde yaşamın neresindeyiz? Ah şu kabuklarımız bizi koruyor mu yok mu ediyor? Sorularıyla boğuşuyoruz. Böylelikle üç kuşağın (anneanne, anne ve çocuk) 33 yaşını beraber yaşıyoruz.
Bölümlerin her biri bu üç kişinin açısından, ağzından anlatılmaktadır. Kitabı okumaya başlar başlamaz kaosun, yıpratıcı kelimlerin içinde buluyoruz kendimizi. Zeynep Kaçar'ın üslubu bazı okurlara sert, çok açık, müstehcen gelebilir. İnsanın tüylerini ürperten cümleleri okuduğumuz doğru. Hayatın böyle bir yönüne, kabuğuna baktığımızda süslü kelimelerden ziyade küfürler, beddualar, sayıp sövmeleri görüyoruz hâliyle. Herkes kendi kabuğuna lanetli.
İlk okumaya başladığımız zaman karakterler, olaylar karışıyor gibi hissettirse de kitabın ortalarına doğru yavaş yavaş oturtuyoruz durumları. Acelemiz yok değil mi? Zeynep Kaçar'ın üslubu ve olayları anlatış biçimine de alışıyoruz bu süreçte ve kitap daha da sürükleyici ve bir yandan da daha kaotik oluyor. Yalan dolanı, ahlaksızlığı, aynalarımızı görüyoruz, aynada kendimizi. Korkuyoruz
Kitap uçlardaki zihinlerin kalıntılarını döküyor bizlere. Uçlarda olmak evet.
Çok görünür olmak veya görünmez, silik olmak. Tutunabilmek veya tutunamamak, düşmek hep. Fedakarlıklar veya içten içe bencillikler. Ağırlaştıkça ağırlaşmak veya hafiflemek. Hep uçlarda zihin, hayat, yaşam, ölüm, KABUK.
"Bir bankta oturur buluyorum kendimi. İnsanlar gelip geçiyor. Geçip gidiyor. Hayat önümden bir nehir gibi akıyor. Ne çok insan var diye düşünüyorum bu