Kafamın içinde dönen onlarca şey vardı ve ne yazık ki hiçbirini bastıramıyordum. Derinlerden gelen bir uğultu gibi sürekli zihnimdeydiler. Bazen o uğultuyu bastırmak için müzik dinliyor, kitap okuyordum ama onlar bile fayda etmiyordu. Kafamın içindeki çığlıklar bir türlü susmuyordu ve hiç dinmeyen o sesler, çoğu zaman patlatacak kadar başımı ağrıtıyordu. Ne yaparsam yapayım ne düşünürsem düşüneyim işin içinden çıkamıyordum. Bir çukurun içindeydim. Belki bir tuzağa yakalanıp bilerek o çukurun içine düşürülmüştüm, belki de orada olan gerçekleri içine düşene kadar görememiştim ama asla yukarı çıkmadığım yadsınamaz bir gerçekti. Ben de o gerçekliğin içinde boğulan bir kurbandım. Her adımda biraz daha çaba gösteriyordum ama çabalarımın her biri başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Artık bu konuda da hiçbir şey yapmak içimden gelmiyordu. Hareketsizce duruyor ve çukurun beni en dibe çekeceği kaçınılmaz anı bekliyordum.
-Nisa Altun
"İnsan her daim sahip olamadığı hayatlara imrenir, onların hayatlarına sahip olabilmeyi dilerdi. İnsanlar ne dilediğine dikkat etseler iyi ederlerdi çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değildi."
Bir bilgeye sormuşlar: "Dünyada en çok kimi seversiniz?" "Terzimi severim" demiş...
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?"
Bilge, "Çünkü terzime her gittiğimde, ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da beni aynı gözle görürler!" demiş.