• Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah'ını.
  • Kaybolup giden sözler de vardır.....
    -Ebu Davud-
  • ••° Amellerin en üstünü, Allah için sevmek, Allah için nefret etmektir °••

    " Hz.Muhammed (sav) "
  • 312 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitabi okurken dinlendiginizi hissediyorsunuz. Ozellikle mektup kisimlarini okurken cok buyuk keyif aldim. Diger kitaplara yer verilmesi, bunlar hakkinda bilgili olcu de tartisilmasi cok hosuma gitti. Cemil Meric Kozan unutulmayacak karakterler icerisine girecektir buna eminim. Zira okudukca kalbim sicacik oluyor.
  • Süleyman Demirel: "Referandum oldu. Arkasından bütçe müzakereleri oldu. 1988 yılının sonuna geldik.
    '1988 yılı sonunda Türkiye'nin genel durumunu nasıl gördüğümü' size anlatayım:
    Bir ülkede vatandaş bugününden memnunsa, yarınına güvenle bakmak için bir sebep bulmuş demektir.
    'Bugün, dünden kötü' diyorsa, yarına güvenle bakabilmesi zordur.
    Vatandaşın bugününden memnun olmasını ve yarınına güvenle bakabilmesini, ülkenin idaresinde çok önemli bir ölçü sayarım. Aslında, siyasi faaliyetlerin ve devletin çeşitli gayretlerinin hedefi budur.
    Tabii ki, herkesin memnun olması mümkün değildir. Ancak, büyük çoğunluk, halinden şikayetçi ise bu, anlaşılmayacak bir durum değildir veya bu durumu dile getirenlere 'Size öyle geliyor. Kara tablo çiziyorsunuz' deyip, geçiştirilecek bir durum değildir.
    1988 yılı sonunda Türkiye'ye bakarken, elde somut veriler var. Bunlardan birisi, 25 Eylül 1988'de yapılan 'referandum'dur. Ne için referanduma gidilmiştir?
    Siyasi iktidar, Mart 1989'da yapılacak seçimleri, Kasım 1988'e almak ve bunu referanduma götürmek istemiştir. Mart 1989'da yapılacak seçimlerin 4 ay önceye alınmasında, halkın ne zararı vardır? Aksine yararı vardır. Halk seçimi niye reddetsin? Seçim, halk için bir fırsattır. Her zaman öyledir. Ama, netice ne olmuştur?.. Halk, siyasi iktidarın teklifini reddetmiştir. Siyasi iktidar, referanduma giderken, teklifin kabul edilebilmesi için %50+1 oy gerektiğini bilmiyor mu idi?.. Bunun altındaki bir oy ile teklifin reddedileceğini bilmiyor mu idi?
    Bunun altındaki bir oyu alıp, götürdüğü teklifi reddettirmek için referanduma gitmenin ve bunu başarı saymanın; akıl ile, mantık ile, izan ile bağdaşır tarafı var mıdır? Tabii ki, yoktur!..
    Referandumda, her 100 kişiden 65 kişi, siyasi iktidarın teklifini reddetmiştir. Yani, seçimin öne alınmasını reddetmiştir. Bu, reddedilebilecek bir şey olmadığına göre, seçimin öne alınmasını değil, siyasi iktidarı reddetmiştir. Biz, referandumu o hale çevirdik. Bu bizim hakkımızdı. Siyaset, 'rodeo' gibidir. Sahaya çıkan, bindiği hayvanın üzerinde duracaktır. Durabilmek, onun hüneridir. Siyaset, 'rakibi alt etme sanatı'dır.
    Bize göre, 'Türkiye'de halk, içinde bulunduğu durumdan fevkalade şikayetçidir ve onun için 100 kişiden 65 kişi, siyasi iktidarı reddetmiştir.'
    Referandumun anlamı budur.
    Siyasi iktidardan, halk nasıl şikayetçi olmasın ki?.. 1988'de enflasyon resmi rakamlara göre yüzde 75, mutfak rakamlarına göre de yüzde 100'ün üzerindedir.
    Ülkeyi yöneten siyasi iktidar, 5 sene önce devraldığt Türkiye'deki enflasyonu beğenmemiş, onu 'çok bulmuş, kötülemiş ve indirmeyi,' taahhüt etmiştir. "

    Kenan Evren: "Yüzde 30 civarında idi."

    Süleyman Demirel: "Evet. Şimdi bu yüzde 30'u bulsalar, öpüp başlarına koyacaklar.
    Halbuki iddiaları; '2 sene zarfında yüzde 10'a indirmek' idi. 5 sene sonunda yüzde 75'lerin üzerine çıkardılar. Dünyanın hangi ülkesinde olsa, halk bu durumdan şikayetçi olur. Türkiye'de de şikayetçidir.
    Gerçekten;
    • Köylü,
    • işçi,
    • Memur,
    • Emekli,
    • Dul-yetim,
    • Küçük esnaf ve
    • Sanatkarlar ezilmiş;
    • Gayrı safi milli hasıladan aldıkları pay yüzde 50'ler seviyesinden yüzde 30'lar seviyesine düşmüştür.
    • Gelir dağılımı çok kötü şekilde bozulmuş, alt kazanç grupları ile üst kazanç grupları çok farklılaşmıştır.
    Halkın bugününden şikayetçi olması, bu şartlar altında tabiidir, yarınına güvenle bakamaması da, bunun sonucudur.
    Bütçe esnasında da söyledim.
    Siyasi rejim, devlet ve kalkınma ile ilgili düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.
    Çünkü;
    • işleyen rejim,
    • işleyen devlet ve
    • işleyen ekonomi, ülke idaresinin, varmak mecburiyetinde olduğu 3 temel hedeftir. Bunun neresindeyiz?
    Benim, kişilerle bir meselem yoktur. Ben, sistemi arıyorum ve olayların üzerinde duruyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin;
    • Yasama,
    • Denetleme,
    • Vergi koyma,
    • Alınan vergileri tahsis etme gibi ana yetkileri var. Bu yetkilere bakalım, nasıl işliyor?
    1988 Aralık ortasına kadar; 192 kanun kvvetinde kararname meclislere sevk edilmiş, bunun ancak 10'u kanunlaşmıştır. Bu demektir ki, 'Türkiye, kanunlarla değil, Meclis'te yasa gücü kazanmamış kararnamelerle idare edilmektedir. 'Yani, Meclis'in yasama fonksiyonu, siyasi iktidar tarafından 'üstlenilmiş'tir.
    Meclis'in gündeminde;
    285 sözlü soru,
    36 araştırma genel görüşme önergesi var.
    İngiliz Meclisi'nin gündeminde sözlü soru yoktur. Çünkü, sözlü sorular sorulduğu anda cevaplanır. Aylardır, sözlü soru bizim Meclisimizde görüşülemez. Haftada bir tane araştırma görüşme önergesi görüşülür, o da reddedilir.
    Denetim fonksiyonunun işlediğini savunabilmek imkansızdır. Meclis'in vergi koyma hakkı ise, hemen hemen hükümete devredilmiştir ve bu yüzden de, 'vergi adaleti' diye bir şey kalmamıştır.
    Toplanan vergileri harcama yetkisi, fonlarla kısmen Meclis'in elinden alınmıştır. 166 fon var, bu da bütçenin yarısı ediyor.
    Milletin 'haberalma hakkı' ise, elinden alınmıştır. Çünkü, devletin radyo ve televizyonu, milleti aydınlatmaya değil, şartlandırmaya, beyin yıkamaya hizmet ediyor. TRT, Meclis'i de milletten koparmıştır.
    Meclis'te olup bitenlerden, millet habersizdir. Ve zannetmektedir ki, 'Meclis, milletin hakkını aramıyor.'
    Bütçenin başını televizyon ile halka verdiler, sonunu vermediler. Halk, Meclis'in de ne olduğunu tümü ile öğrenmekten mahrum kaldı. Çünkü, başlangıç konuşmaları, işin yarısı idi. Diğer yarısı da, kapanış konuşmaları idi. Kimse, 'O gün Türkiye'de, Meclis'teki tartışmalardan daha önemli olaylar veya haberler vardı' diyemez. Televizyonu her gün, nelerle dolduruyorlar . . .
    Doğruları bilmeyen halk, ümitsizliğe düşüyor. Gerek TRT, gerek basın ile, siyaset ve siyasetçinin sesinin kısılması, ancak bezginliğe hizmet eder ve rejimden ümit kesmeye yarar. Bütün bunların sebebi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yüzde 35 oy, yüzde 65 sandalye ile temsil edilmesidir. 1983'te yapılan Seçim Kanunu yürürlükte olsa idi, ancak yüzde 42 oy iktidar çıkarırdı. Seçim Kanunlarında 11 defa değişiklik yapılmıştır ve Meclis, nerede ise 'temsili' vasfını yitirmiştir.
    İşte, siyasi rejimin hali!..
  • Müslümanı ilerleme konusunda kararsızlığı sürükleyen kaygıların uğraştırmaması tabiidir. Çünkü Müslümanı gelecekte daha mükemmel bir insan tipine, daha üstün bir müslümana ulaşmayı düşünmesi mümkün değil. Devr-i saadetin, en sütün müslümanları yaşadığı bir dönem olduğundan hiçbir mü'minin kuşkusu yok. Öyleyse müslümanın gelecekten beklediği yalnızca gerek insan teki gerekse toplum olarak doğruya varmak, yanlışı reddetmekten ibarettir.
    İnsanlığın yaşadığı macerayı anlamlı kılan tek şeyin hakikatle olan bağlantılı olduğu görülecektir. Eğer önümüzde bir İslam toplumuna yeniden kavuşmak diye bir sorun var ve içinde bulunduğumuz şartlar bizi teknik karşısında tavır almaya zorluyorsa, elimizdeki ölçü "ileri gitmek-geri kalmak" gibi çarpırtılmış anlayışlar değil "hakikate yakın veya uzak olmak" gibi inançlarımızla bağdaşık bir ölçü olacaktır.
  • Hataun meşhur, hayrun min sevabı mehcur/meçhul_

    "Bilinmeyen bir doğrudansa, bilinen bir hata daha iyidir.."