• Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır, ölçü olmayan yerde kavga gürültü ve haksızlık vardır...
  • Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü, bir adaletli ki;
    eşi emsali bulunmaz.

    Cahit Zarifoğu ~
  • Türk-Osmanlı şehirlerinde mimari dokunun temel birimi olan eve ''küçük ölçü'' esas alınır. Evin, ailenin değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek, yani ''değişme''ye imkan sağlamak amacıyla küçük ölçekli tasarlanır.
    Bu sayede bu çevrede yaşayan nesillerin, yeni şartlara göre zaruri olan değişmeleri, çevrenin temel vasıflarını bozmadan, çevreyi daha da güzelleştirerek gerçekleştirmelerine de imkan verir. Böylece her insan bilfiil çevreyi inşa sorumluluğuna katılır.
  • Çünkü; iki arşın eksiklikten ortaya çıkandan daha büyüktür Bu durumda, boşluk bir ölçek olur. Hiçbir şey olmayan boşluk nasıl ölçü olabilir ?
    İbn Rüşd
    Sayfa 110 - Dünya klasikleri
  • “İçindeki mutluluk, yorgun bacaklarına enerji, hareketlerine bir ölçü ve karanlık, kalp atışlarına sakinlik veriyordu. İçindeki, sahiden de tam bir hazineydi. Uçsuz, bucaksız, evet, hiç tükenmeyen ve bununla birlikte dünyadaki herkesten gizli, saklı tutulması gereken bir hazine. Bütün neşesi, bütün huzuru da bunun tek sahibinin kendisi olduğu güveninden geliyordu.”
  • "unutma ki tek ölçü yaşamaktır
    intihar değil
    intihar
    ihanetin öbür adıdır"
  • İnsanın gönlüne hangi tohum düşerse, onunla yer içer, onunla nefes alır, beraber büyürlermiş o tohum ile...
    Yıllar öncesinden de böyle içinde büyük bir boşlukla, yitirdiğini ararmışcasına bir çaba içindeydim. Neyin çabası bu neyi istiyordum ya da kaybolan hangi ânımdı.
    Neden ân?
    Neden bir eşya, bir insan, bir makam-mevkii, ya da sevdiği bir hayvan ya da bir bitki bile olabilir...neden bunlar değil de ân dedim.
    Çok basit!
    İnsanlar yaşadıklarıyla vardır, yaşayamadıkları kadar da eksik... Yaşananlar anların bir bütünü olduğu halde demek ki bizim yaşadığımız hayat da ândan ibâret... Ândan öncesi, sonrası yok...an bu an... nefes aldığımız zaman... başka hiçbir vakitten sorumlu değiliz.
    İşte bu sorumlu olduğumuz zaman dilimleri bizlere öyle işaretler veriyor ki, "eksiğin burda, gel tamamla" der gibi; güzel imkanları karşına çıkarıyor. Değerlendirirsen eğer kıymetli dostluklar oluşturabiliyorsun. Dostluk öyle her önüne gelene "ben burdayım" demez elbette. Onu yüreğiyle aramaktır gaye... Yüreğinin bulduğuna inanmak, güvenmektir çare... Razı olursun çünkü onu kalbinle bulduğun için kendin gibi saymışsındır. Kısacası kendinden bir parça gibi kabul edersin, kusurunu görsem bile hep kendinle ölçersin. "Acaba ne yaptım?" diye davranışlarını sorgularsın, düzeltmeye çalışırsın, olmadı kavga edersin, hem de hiç çekinmeden... Çekinmezsin çünkü incinmez çünkü "ben onu incitmem ki" dersin. İncinmez çünkü "kendime söyleyeceğim şeyleri söylüyorum ona...insan kendi kendini incitir mi?" diye düşünürsün...
    Onu öyle bir yere koyarsın ki onsuz bir adım atamaz, onsuz nefes alamaz, o olmadan yaşanmaz sanırsın. Rabbimin herkese nasip olamayacak kadar değerli ve en güzel armağanı; iç dünyana ayna olarak kabul eder, kendimi lütuflandırılmış hissedersin. Gerçekten de öyledir dost... Tüm eksik kalmış anlarını onunla tamamlar, onda gördüklerinle tamamlanırsın. Kâinatta gördüğün her şeyin nazarı bile değişir onun sözleriyle... Bir başka güzeldir duyduğun her nâme şimdi... Sanki bir güvercinin kanat çırpışı kadar özgürdür, hafiftir duygular ama bir o kadar da heyecanlı... Yetiyordu sana, kimseyi görmez ki gözün... Kimseyi dinlemez, kimsede dinlenemez olmuştur yüreğin... hem de hiç kimsede....

    Hani derler ya, insan en çok kıymet verdiğini erken kaybedermiş diye. İşte kum saatinin son kalan kumları gibi bu güzel günlerin bitmesinin zamanı da gelmişti.
    Yok!
    Yoktu artık. Günlerin soluksuz, nefessiz, susuz aç biilaç geçmekte...ne sesini duyabilirsin, ne de duyurabilirsin. Ellerin çaresiz bekler yokluğunu...gökyüzüne bakmakla biraz azaltabilirsin hasretini... Yoktur artık hiç aklına gelir miydi; seni sensiz bırakacağı, o ışıklı anları bir anda insafsızca karanlığa çevirebileceği... Gelmezdi elbette gelmezdi ama bu bir gerçekti ve dönüşüm başlamıştı.
    Evet dönüşüm.. kolay değildi elbette kolay değildi ama gerçekleşmesiyle yeni bir hayatın yeni ama hep zaten varolan, hep seninle nefes alan, seninle büyüyen, seninle yaşlanıp, seninle ölecek olan bir dostun farkındalığı ile dönüşüm tamamlanmıştı. Aslında bütün o hisler kendi eksik kalmış, kalbi duygularının hep aradığı şeylermiş. Kalbinden başka dost yokmuş meğer. Kalbinle gördüğün her insanın içinde bir dostluk duygusu yatarmiş. Bakışların yürektense eğer, bir güzellik varmış illaki gördüğün her şeyde... Kulakların duyduğunu bile güzel anlayışın süzgecinden geçirdiği, takdirde o sesten ibret bile alabileceğin ve hatta hayatına nakşedebileceğin sözler geçebilir hayatına...kimbilir...

    İşte Sevgili Dost,
    Bir fâni dost, seni buldurdu beni... Seni buldurdu ey kalbim! Sen bu dünyada dostu olmayanların hiç gitmeyecek dostu, ne olursa olsun hiç gücenmeyecek en güvenli limanısın. Seni bulanlar kıymetini bilsin, bulmak isteyenler, iyilikten hiç vazgeçmesin...çünkü kalbine göre bulacaksan değsin aramaya... Bulamayanlar ise... Bilmiyorum ne desem aynısı ben de mevcut! Ne yapacaksak önce kendi açımızdan düşünelim ne varsa... Bütün davranışların karşı tarafa gideceğini bilsek bile sonra aynı şekilde bize döneceğini unutmamalıyız. Hep iki düşünüp bir yapmalıyız. İçimizdeki ses yaptıklarımızla endeksli ki, kulak verdiğimiz bu sese güvenmek için de onu güvenilir bir kalp kılmalıyız öyle değil mi?.. Sevgi kalpten gelse de hal ve tavırlarımıza ölçü getirirsek kalbimize yardımcı oluruz, vermeyince ne bekleyebiliriz ki kalp olsa bile...
    Belki içinizde o fâni dost noldu unutuldu mu diye aklından geçirenler olmuştur:) Unutulmadı tabii ki, unutulan bir dostun vefasi gerçek dostu bulmak olmazdı. Her zaman aklıma gelir. Herkeste bir parçasını bırakmış gibi unutulmamak adına... Her yaşantıda bir anısını hediye etmiş gibi hep beraber olalım diye... Sanırım dostluk bu kadar güzel olsa gerek ki, özlemi de o nisbette -acı değil- tatlılıkla kendini farklı kılıyor. O anları bir şeylerin cağrıştırması ise yüzünde samimi bir tebessümü hep baki kılıyor...

    (Kıymetli yazarımız Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka adlı kitabında böyle bir inceleme paylaşmak isterdim ama demek oluyor ki geç kalmışım hepimizin her şeye geç kalışımız gibi... Demek ki nasip bu anmış, bu yazıyı yazmak için tamamlandığımız vakit bu vakitmiş.)

    Bir fâni dosttan armağan kaldı, bir baki dost bana...