Konuya bu açıdan bakıldığında evrenin büyüklüğüne ve ondaki düzenin inceliklerine dair ulaşılan her yeni bilgi, Allah'ın insana bahşettiği aklın nerelere kadar ulaşabileceğini ortaya koymasının yanında, erişeceği sırların enginliğini tasavvur edebilmesi için bir ölçü de oluşturmaktadır.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsanlar kendi menfaatlerini gözetirken adil oluyor; bunun için uğraşıyorlar, bunun için her şey yapılıyor. Bugün kanuna hürmetin bir göstergesi olmadığı gibi, “Şeriatın kestiği parmak acımaz,” lafının da bir karşılığı yoktur. Oysa hukuk objektiftir; herkesin kendine ölçü saptaması, uygun bir beklemesi değildir. Zaten öyle bir durumda toplumun genelinde ölçü kaçar.
Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rubai Nedir?
Türk şiirinde üç tür ölçü (vezin) kullanılır. Aruz, hece ve serbest. Rubai; aruz ölçüsü ile yazılan ve genellikle 1., 2. ve 4. dizeleri (bazen 4 dizesi de) birbiriyle uyaklı, dört dizeden oluşan bir şiir türüdür. Hayyam, rubailerinin tümünde aruz ölçüsünü kullanmıştır.
Ömer Hayyam için, "En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir." Bu yargıyı da, Asaf Hâlet Çelebi'nin 'Om Mani Padme Hum' adlı şiir kitabında yer alan Sidharta adlı şiirindeki dizelerle özdeşleştiriyorum ben: O ne ağaç ne tohum Om mani padme hum (3 kere) Om mani padme hum: Tanrı'ya güzellikle, iyi niyetle ve akılla ulaşılır anlamına gelen, Tibetli din adamlarının (Lamaların) bir duasıdır. Ömer Hayyam; doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmeyen, (miladi takvime göre) 11. yüzyılın ilk yarısında doğduğu ve 12. yüzyılın ilk çeyreğinde öldüğü kabul edilen; sayılarla çok iyi oynayan bir matematikçi, düşünce denizlerinde yüzen bir filozof ve rubaileri ile bir büyük şairdir.
Descartes'tan Bergson'a kadar gelen fikir silsilesinin feyizli iklimi içinde yoğrulmuş bir yetiştirme sistemi, dış çizgileriyle bir başka aleme tatbik edilemez. "İki kere iki dört eder" hakikatinin bile İngilize, Fransıza, Almana, Amerikalıya ve Türke göre değişik birer cephesi vardır. Kökü Şarka ve İslam ideolocyasına bağlı Türk cemiyeti, Avrupalılaşmak diye bir hadise karşısında kaldığı günden beri azametli bir maarif meselemiz var. Meselenin tarihi Tanzimat'ın başıdır. İlk Osmanlı Maarif Nazırından beri bu mesele; ya üstün körü tedbirler almayı bilmiş açıkgöz şahıslar elinde örtbasa uğrayarak yahut hiçbir şeyin farkında olmayan basit idare adamları elinde patlak vererek bugüne kadar geldi. Bilhassa arada harf inkılabı, tarih harmanı ve dil ihtilali gibi hadiselerle, tam bir kıyametten tam bir nizam doğurmaya mecbur edilmiş bir nezaket kazandı. Ben iddia ediyorum ki; kendi zaman ve mekanı içinde fevkalade bir sistemin mümessili olan medreseden sonra, Tanzimat'la başlayıp Meşrutiyet ve Cumhuriyet'le devam eden maarif idarecileri, hele son 15 sene içinde, emrivakiler karşısında apışmış birer hamarat veya tembel mankenden başka bir şey olamamıştır. Kök davası tamamen müşahhas olan öbür vekaletler arasında, kök davası tamamen mücerret olan Maarif Vekaleti; ya rejimin yüzünü güldürücü bir kahramana yahut da işi oluruna bağlayıcı bir vurdumduymaza muhtaçtı. Birinci takdirde ön vekalet, ikinci takdirde de arka vekalet olmaya mahkumdu. Nitekim seri halinde ikinci soydan mümessillere sahip olmuş ve becerikli vekaletler manzumesi içinde ikinci cinsi temsil edegelmiştir. Maarif meselemizin kökünü ve çapını müdrik olarak bu makamı kabul edecek şahıs benim nazarımda bir kahramandır. Ölçü: __Son derece muğlak bir intikal davasının sistemini temsil
Sayfa 140 - Haziran 2010, “Aksiyon Serisinden: MAARİF MESELEMİZ - 2”, b.d.y·Kitabı okudu
Çerçeve
"Kalbe gelen düşünceleri tanımak ve iyisini kötüsünden seçmek istersen; onları şu üç ölçüye vur ki, düşüncenin hangi türden olduğunu anlayasın: 1-Kalbine gelen düşünceyi, dinin ölçü ve hükümlerine arzet; eğer din onun hayırlı olduğunu söylerse, o hayırlıdır; tersini söylerse o kötüdür. Gelen düşünce ruhsat veya şüpheli şeylere giriyorsa, o da kötüdür. Eğer bu ölçüyle düşünceyi tam tanıyamadıysaan, onu salihlerin gidişatına arzet; şayet gelen düşünce onların güzel hallerine uyuyorsa o, hayırlıdır, yoksa kötüdür. Eğer bu ölçü ile de düşüncenin iç yüzü anlaşılmadı ise, onu nefsine ve arzularına arzet; şayet nefis ona tabii meyli ile meylediyorsa, o kötüdür; ancak nefis ona yüce Allah'ın rahmetini ümit ederek meylediyorsa, bu düşünce hayırlıdır.
Din