Hüseyin Akın

Hüseyin Akın

Yazar
7.9/10
43 Kişi
·
110
Okunma
·
20
Beğeni
·
874
Gösterim
Adı:
Hüseyin Akın
Tam adı:
R. Hüseyin Akın
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Sinop, Türkiye, 8 Şubat 1965
1965 doğumlu Hüseyin Akın, şairliğinin ve yazarlığının yanı sıra, edebiyatın emekçilerinden biri. İşin ucundan tutmakla yetinmedi, bizzat işin içine girdi. Özülke, Kardelen, Endülüs, Kırklar, Derkenar, Lamure, İtibar gibi dergilerin mutfağında bulundu, yeni isimlerin temayüz etmesine ciddi katkılar sağladı. Yine, Süleyman Çobanoğlu'ndan İbrahim Tenekeci ve Ahmet Murat'a kadar birçok şair hakkında ilk yazıyı o yazdı. Bu, ileriyi görebilmek adına mühim bir örnektir.

Hüseyin Akın, edebiyatı edebiyle yapan kıymetlerimizden birisi aynı zamanda. Onun macerası, bir iç kanama gibi sessiz ve derinden ilerler. "Titizlik ahlakın ta kendisidir" sözünden hareketle, işini yapar ve kenara çekilir. İlişkilerin değil, işlerin ehlidir.
İlk şiir kitabı 1997 yılında yayınlanan Hüseyin Akın, sonrasında dört şiir kitabı daha çıkardı. Ömrümün Kısa Günü, son kitabı olarak, geçtiğimiz aylarda Profil Yayınları’ndan çıkarak okuyucuyla buluştu. Bu kitap, Hüseyin Akın'ın olgunluk dönemi şiirlerinden oluşuyor. Bir şiirinde, "Ben rüyaya inanırım, dünyaya değil" diyen, bir konuşmasında da "Sanat, dünyadan kaçış yollarını arama çabasıdır" tespitini yapan Akın, o büyük yalnızlığımızın şiirini yazıyor. "Önce evlerden başlıyor yalnızlık" diyerek, ortak kaderimizin ve kederimizin altını çiziyor.

Hüseyin Akın şiirinin belgesel bir yönü de var. 28 Şubat süreci dâhil olmak üzere, üzüntümüzün ve öfkemizin şiirini hep o yazdı. Zaten kendisi de, bu sorumluluk ve zorunluluğun farkındadır. "Şair, yaşadığı çağın en büyük tanığıdır. Tarihçilerin es geçtiğini şairler hatırlatır" der.

Akın, sadece o büyük yalnızlığımızı yazmıyor. İnsanın acısı ve acımasızlığı da şiirlerinin ilgi alanına giriyor. Yine, özellikle yazılarında, kirlenmeyi ve kirletmeyi konu ediniyor. Akın'a göre, kirlenen insan; sadece toprağı, suyu ve havayı değil, en yakınlarından başlayarak, insanları da kirletiyor. Özellikle edebiyat dünyasındaki kirlenme ve kirletme karşısında, bir büyük olarak, şunları söylüyor: "Bir insanı şair, ârif ve hakîm yapan şey, kazanılmış yoksulluğudur. Bazı şairler o kadar mülk derdine düşmüşlerdir ki, şiire ve kelimelere bile mülkiyet hırsıyla yaklaşır hale gelmişlerdir."

İlk şiiri 1987'de yayınlanan Hüseyin Akın, bugün itibariyle, yirmi beşinci sanat yılını geride bıraktı. Şiire adanmış bir ömür ve şiirle geçen çeyrek yüzyıl. Emeğe hürmet adına, yirmi beş yıllık bu çabanın ne anlama geldiğini edebiyatçılarımıza sorduk. Ahmet Edip Başaran, Ahmet Kekeç, Ahmet Murat, Ali Görkem Userin, Furkan Çalışkan, Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, İbrahim Tenekeci, Murat Menteş, Süleyman Çobanoğlu ve Tarık Tufan, Hüseyin Akın'ın sanatını ve şahsiyetini anlattılar.
Varlığımız ve oluşturamadığımız kimliğimiz inandığımız değerler karşısında yerlerde sürunüyor.
Hüseyin Akın
Sayfa 11 - Ülke Yayınları
Köprüde tuttular
Sıkıp boğazından İstanbul'u
Önünde durdular
Soyunmuştu iskeletler irkilip etlerinden
Gencecik çocukları adlarından
Ömerleri Halisleri
Kadınları feryatlarından
Göğü kanatlarından vurdular
Hüseyin Akın
Sayfa 63 - Şule Yayınları, 3.Baskı
120 syf.
·1/10
Tam anlamıyla vasatlık. Zaman kaybı ve boşuna israf edilmiş sayfa yığını diyebilirim. Hiçbir edebi değeri olmayan kelimeleri bir araya getirme çabasıyla yazılmış. Bu yazanın ara sıra yaptığı nükteleri anlamadığım anlamına gelmez tabiki. Ama onlarda tam bir fiyasko.
110 syf.
Kitap yazarın denemelerinden oluşuyor. Bazı denemeleri okurken daha önce bildiklerinizden bahsettiğini hissediyorsunuz tam sıkılmaya başlıyorsunuz ki, bir cümlede bir kelime geliyor ve kafanızdaki bazı bulanık düşünceler bir anda yerine oturuyor ve hayata daha net bakıyorsunuz. Kaybolmak için nereye gitmeli sorusunu kendinize sormak üzere kitabı okumalı. Bazen çok fazla edebiyat yapmış dediğim yerler oldu sıkılmadım değil ama genel anlamıyla beğenimi kazandı diyebilirim.
92 syf.
·Beğendi·10/10
SUÇÜSTÜ/Hüseyin Akın
Karabatak Dergisi


bir adamı borcu için öldürmüşler

tam o anda bir çiçekçi dükkanının önünden geçiyorum

adamın eşi onu yıllar önce bırakıp gitmiş mi ne

çok çiçek var kırmızı, pembe, sarı. ben en siyah olanını seçiyorum

Ispartalıymış, emekli olmak için uğraşıyormuş İski'den

siyah çiçekler şu sıralar çok rağbette diyor çiçekçi kadın

eşi bilmese de adam da çiçek satıyormuş eskiden

yirmi yetmez diyor beş lira daha istiyor toprağı senden diyor

günü geçmiş bir gazeteyle örtmüşler adamın üstünü

çiçekçiden çıkarken bir anda akşam oluyor, işçiler dağılıyor

ölmüş bir adamı ne diye gazeteyle örterler diyorum içimden

elimde çiçek tam geçerken atatürk büstünü

arkadaşın biri katilin yakalandığı haberini veriyor internetten

bu siyah çiçeklere antoryum mu gülhatmi mi diyorlarmış yalan olmasın

akbilini doldurmuş karşıya geçmek için adam tam on dakka evvel cinayetten

İyi de toprağı nereden bulacağız bu çiçeği yaşatmak için

adamın başında yere kapaklanmış kadın maktulün annesi olmalı

toprak bulduk diyelim, sonra bunun güneşi, suyu...

şimdi kurdeleyle çeviriyor polis ölümün etrafını

ben bu gülü niye aldım üstelik siyah, bunun bir izahı yok

olay yeri inceleme alanında ölüm ve hayat seçiyor tarafını

insan bir şeyler söylemek için hayata dair yaklaşır çiçekçilere

o siyah pardösülü adam tam ortasında durdu ölümün galiba savcı

giderken 'yine bekleriz' demedi hiç, o çiçekçi kadında kaldı aklım

iki kadın konuşuyorlardı, kuyumculuk yapan bir oğlu varmış adamın çemberlitaşta

neyse dedim, dünya böyle; kimimize toprak lazım, kimimiz toprağa lazım

ne de olsa yaşamak için vuruşanlar ölür bu meydanda bu savaşta

ölen adamın avuçlarında sımsıkı tuttuğu yıpranmış kağıt beş lira

en kötüsü, bu çiçeği ben şansıma küsüp talihimin yakasına takarım

öldürülmüş adamların hala işleyen bir saatleri olabiliyor kollarında, garip

bir de şu var, eve gittiğimde 'bu çiçeği nerden buldun' derse karım..

önce saatini çıkardılar sonra takma dişlerini, adam kurtuldu ağırlıklarından

saat yediyi yirmi beş geçiyordu ve havanın karardığı fark edilmiyordu çiçekten

şimdi oturma odasında dünyanın freni patlamış bir cenaze arabası

yok, bulamadım dünya gibisini, dolaştım bütün oyuncakçıları

benim çiçek aldığım yerde kaşkol örüyordu bir kadın torununa

şimdi hatırladım öldürülen adamın bir de ölmeyen kardeşi vardı trafikten

bir yerlerde birileri hiç yoktan ölüyorsa bunda çiçekçilerin de suçu vardır.

adamı çelenge ve ağıtlara sardılar borç yüzünden öldüğü anlaşılmasın diye

bilmeden kanatır hayatı her çiçek soldurur ömrün yapraklarını

bir adamdan bir ömrün üşüyen dalları kalır geriye

yürüyoruz, bir sürü yaralı kuş, yaralı çiçek geçiyor önümüzden

adamın vurulup düştüğü yerdeki kanı yıkıyor temizlikçiler, kanı yerde kalmıyor.

kan neden kırmızı kanıyor diyorum, gece neden siyah, inerken metrobüsten

destursuz nasıl girer ölümün odasına bir çiçek, benim aklım almıyor. benim aklıma bir çiçek nasıl girer hiç sormadan destursuz,

maktul konuşsun artık, yol ortası, suçüstü; çiçekçi kadın sen sus!
102 syf.
·66 günde·Puan vermedi
Kısa denemelerden oluşan türkiye de yaşanan sekülerlik üzerine daha çok yazılan yazılar dan oluşuyor....okurken bildiğim şeyler tekrar etmiş gibi hissettim..altını çizdiğim çok güzel yerlerde vardı. ..okunabilir bir eser...kitapla kalın
134 syf.
·Beğendi·10/10
Hüseyin Akın insana ve topluma dair sorular soran ve bununla dertlenen bir yazar. Bunu eserlerinden net bir biçimde anlıyoruz. Bu kitabı da oldukça başarılı.
160 syf.
·Beğendi
Sevgili Hüseyin Akın'ın güzel şiirlerinden oluşan güzel kitap. 22/12/2016 tarihinde okulumuza söyleyişiye gelmişti kendisi. Kitabını gelmeden önce okumuş. En sevdiğim şiirleri işaretlemiştim. Kendisi konuşkan ve samimi.Kitabını imzalatırken güzel bir not bile bırakmıştı bana. Gençleri yazmaya teşfik eden ve bunu gönülden isteyen bir yazar.
Kitabına gelicek olursam eğer her şiiri birbirinden güzel.. Zaten şiir kitabı nasıl yorumlanır, yorumlanabilir mi o da tartışılır.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şey Türkiye'de olan bazı can burkucu olaylardan ilham alması ve bunu çok güzel aktarması. ( Ekmek Acısı şiiri buna bir örnektir - sayfa 32- )
Genel olarak toparlarsam eğer eminim ki bu kitap uyumadan önce başucunuzda ya da çantanızın bir köşesinde herhangi bir sayfasındaki herhangi bir şiiri okumak için muhakak duruyor olucak. Okunmasını tavsiye ediyorum :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Akın
Tam adı:
R. Hüseyin Akın
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Sinop, Türkiye, 8 Şubat 1965
1965 doğumlu Hüseyin Akın, şairliğinin ve yazarlığının yanı sıra, edebiyatın emekçilerinden biri. İşin ucundan tutmakla yetinmedi, bizzat işin içine girdi. Özülke, Kardelen, Endülüs, Kırklar, Derkenar, Lamure, İtibar gibi dergilerin mutfağında bulundu, yeni isimlerin temayüz etmesine ciddi katkılar sağladı. Yine, Süleyman Çobanoğlu'ndan İbrahim Tenekeci ve Ahmet Murat'a kadar birçok şair hakkında ilk yazıyı o yazdı. Bu, ileriyi görebilmek adına mühim bir örnektir.

Hüseyin Akın, edebiyatı edebiyle yapan kıymetlerimizden birisi aynı zamanda. Onun macerası, bir iç kanama gibi sessiz ve derinden ilerler. "Titizlik ahlakın ta kendisidir" sözünden hareketle, işini yapar ve kenara çekilir. İlişkilerin değil, işlerin ehlidir.
İlk şiir kitabı 1997 yılında yayınlanan Hüseyin Akın, sonrasında dört şiir kitabı daha çıkardı. Ömrümün Kısa Günü, son kitabı olarak, geçtiğimiz aylarda Profil Yayınları’ndan çıkarak okuyucuyla buluştu. Bu kitap, Hüseyin Akın'ın olgunluk dönemi şiirlerinden oluşuyor. Bir şiirinde, "Ben rüyaya inanırım, dünyaya değil" diyen, bir konuşmasında da "Sanat, dünyadan kaçış yollarını arama çabasıdır" tespitini yapan Akın, o büyük yalnızlığımızın şiirini yazıyor. "Önce evlerden başlıyor yalnızlık" diyerek, ortak kaderimizin ve kederimizin altını çiziyor.

Hüseyin Akın şiirinin belgesel bir yönü de var. 28 Şubat süreci dâhil olmak üzere, üzüntümüzün ve öfkemizin şiirini hep o yazdı. Zaten kendisi de, bu sorumluluk ve zorunluluğun farkındadır. "Şair, yaşadığı çağın en büyük tanığıdır. Tarihçilerin es geçtiğini şairler hatırlatır" der.

Akın, sadece o büyük yalnızlığımızı yazmıyor. İnsanın acısı ve acımasızlığı da şiirlerinin ilgi alanına giriyor. Yine, özellikle yazılarında, kirlenmeyi ve kirletmeyi konu ediniyor. Akın'a göre, kirlenen insan; sadece toprağı, suyu ve havayı değil, en yakınlarından başlayarak, insanları da kirletiyor. Özellikle edebiyat dünyasındaki kirlenme ve kirletme karşısında, bir büyük olarak, şunları söylüyor: "Bir insanı şair, ârif ve hakîm yapan şey, kazanılmış yoksulluğudur. Bazı şairler o kadar mülk derdine düşmüşlerdir ki, şiire ve kelimelere bile mülkiyet hırsıyla yaklaşır hale gelmişlerdir."

İlk şiiri 1987'de yayınlanan Hüseyin Akın, bugün itibariyle, yirmi beşinci sanat yılını geride bıraktı. Şiire adanmış bir ömür ve şiirle geçen çeyrek yüzyıl. Emeğe hürmet adına, yirmi beş yıllık bu çabanın ne anlama geldiğini edebiyatçılarımıza sorduk. Ahmet Edip Başaran, Ahmet Kekeç, Ahmet Murat, Ali Görkem Userin, Furkan Çalışkan, Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, İbrahim Tenekeci, Murat Menteş, Süleyman Çobanoğlu ve Tarık Tufan, Hüseyin Akın'ın sanatını ve şahsiyetini anlattılar.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 77 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.