Eğer hayatlarındaki önemli yetişkinler destek verirse, çocuklar kendi öz benlikleri ile uyum içinde kalır. Ancak eleştirildiklerinde ya da utandırıldıklarında kendi gerçek arzularından utanmayı öğrenirler. Ebeveynlerinin istediklerini yapıyor gibi görünerek onların sevgisini kazanmak için bir yol bulacaklarını düşünürler. Öz benliklerini sessizleştirirler ve rol benlikleri ile fantezilerinin yolunu takip ederler. Bu süreçte hem kendi içlerindeki hem de dış dünyadaki gerçeklerle bağlantılarını kaybederler.
Bir çocuk olarak içselleştiriciler, kendilerini ihmal edecek kadar başkalarına yardım etmenin sorumluluğunu hissederler ve bu nedenle kurtarıcı rol benliğini üstlenmeye meyillidirler. Onların iyileştirici fantezileri daima bunu halletmek bana düşer fikrini içerir. Göremedikleri şey ise, hiç kimsenin cesaret edemediği bir sorumluluğu üstlenmeleridir: Değişimi istemeyen insanları değiştirmeye çalışmak.
İçselleştiriciler, yardım istemekten utanırlar ve sorunlarını kendi başlarına çözmeye çalışırlar. Kendilerini bir baş belası olarak hissetmekten nefret ederler. Bu durum, onların kolaylıkla ihmal edilmelerine sebep olur.
Eğer duygusal bir bağ, yıkıcı olaylar karşısında insanları ayağa kaldıracak kadar güçlü ise, sıradan olaylar karşısında nasıl etkili olacağını bir düşünün. Herkes kendini tam olarak güvende hissetmek için güçlü bir bağ kurmaya ihtiyaç duyar ve bunun zayıflıkla bir alakası yoktur.