Fatih Selim

Karides mi Midye mi?
Bir dinin görevlileri tarafından yok edilişini izliyoruz sanki. Kentin sosyal hayatında hiç bir derde derman olmayan, ibadethanenin var olduğu mahalde yiyecek ekmeği olmayanın sığınamadı, şiddet gören kadının yardım isteyemediği; eğitim fırsatı bulamayana, yoksula, dezavantajlıya el uzatmayan bir yapı, sadece irasyonel rivayetlere inanmamızı isteyerek daha ne kadar varlığını devam ettirebilir ki zaten. Oysa bu yazılım çağında beklentimiz, bağlılar ve üyelerini bir veri havuzunda toplayarak devletin göz ardı ettiği veya umursamadığı hizmetleri üyelerinin birbirlerine sunabileceği bir ortam oluşturmalarıydı. Oysa onlar maaş alıp yatmayı tercih ettiler. Bir de üst perdeden Yaratıcı adına yargı dağıtmayı. Yani "manevi narsizmi".
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nietzche
"Dindarlığınızı Tanrı'ya gösterin. Bana insanlığınız lazım.."
Haz mı, Dava mı?
Maymunun bir türünün beyninin gelişmesi ve sebep sonuç ilişkisi kurma, örgütlenme ve birşeyi başka bir şeye dönüştürme yetisi kazanmasına yol açan "bilişsel devrim" sürecine girmesi ile insan türünün ortaya çıktığına dair Harari'nin teorisi, kutsal kitapta Tanrı'ya atfedilerek temel buluyor: "Ve Adem'e bütün isimleri öğretti." (Bakara 31) Sonrasında Tanrı talimatlar buyuruyor. Bu talimatlar; Resullerin işleri, tora, hadisler, vb eklemeler ile derinleştikçe derinleşiyor ve işin içinden çıkılmaz hale geliyor (bence). Meselenin özüne dair mistik çabalar da yelpazenin renklerini daha da çeşitlendiriyor. Oysa Yaratıcıyı ve yarattıklarını sevmek, zarar vermemek olarak özetlenebilecek ve geçmişin hayıflanmaları ile gelecek kaygısını bir kenara bırakarak an'a odaklanmayı mutluluğun temel şartı gören anlayışı ben seviyorum. Yaşam mutluluğunu; hayatı anlamlandırma veya haz arayışı çerçevesinde değerlendiren iki görüşten birincisine; aile ve çevrenin etkisi, sosyo-ekonomik şartlar doğrultusunda meyletmiş bir kişi olsam da, yanlış anlamlandırmanın, zihin dünyası ve bünyeye verdiği verdiği zararın haz peşinde koşmaktan daha yıkıcı olduğunu da düşünür oldum artık.
Charles Schulz
Bir insanın en ağır yükü, gerçekleştiremediği potansiyelidir. Gerçekleştiremediğimiz potansiyelimiz ile çektiğimiz acı arasında doğrusal bağıntı var.
Gitmek mi..
Kente göç ettiği halde, kas gücünün hakim olduğu doğal yaşamdan kopuş, yasaların hakim olduğu toplumsal yaşama geçişi bir türlü sağlayamayanların çoğunlukta olduğu bir şehirde yaşıyorum. Yasalar, aşiretçi nepotizmciler tarafından kevgire çevrildiği için mi işlevsiz yoksa zaten benzer niteliğe sahip yasa yapıcılar tarafından vazedildiklerinden mi uygulanamazlık özelliği taşıyor bilemedim. Ama hangi sebeple olursa olsun sürecin en büyük kurbanı kentli insan sanki. Zira tüm eğitimine, kurallara bağlılık ve başkasına zarar vermeme algısına rağmen, yaşam alanları "doğal yaşamcılar" tarafında domine edilmektedir. Ortada toplumsal olmayan ama doğal da olamayan yaşam modeli ucubeleri kalmıştır. Kentli insan, başka toplumsal yaşam ülkelerine mi göç etsin, egede küçük bir yere mi çekilsin bilememektedir. Zaten doğal yaşamcılar bu seçenekleri de değersizleştirmek için çoktan "hurra"ya başlamışlardır bile.