"Ah Nastyenka, Nastyenka!" diye düşündüm. "Bu sözle ne çok şey anlattın! Böyle bir sevgi başka zaman olsa yüreği üşütür, ruha ağır gelir. Senin elin soğuk, benimkiyse ateş gibi sıcak. Ne kadar körsün Nastyenka!.. Ah! Mutlu bir insan ne çekilmez oluyor bazen! Ama sana kızamam ben!.."
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyorum. Acı çekmek bayılana kadar dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan,yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Dindinha bir seferinde mutluluğun "yüreğimizde parlayan bir güneş" olduğunu söylemişti. Güneş her şeyi mutlulukla aydınlatıyordu. Eğer bu doğruysa, her şeyi güzelleştiren şey göğsünde pırpır eden yüreğimdi...