• Sevinç ve mutluluk insanı ne kadar güzelleştiriyor! Kalbi aşkla dolu olan adam istiyor ki bu aşkını başkalarının da kalbine döksün, herkes de kendisi gibi şen kahkahalarla gülsün, eğlensin ve böyle bir insanın mutluluğu da gerçekten bulaşıcı oluyor!
  • Sevdiklerimin böyle minnetsiz olması nihayetinde bana da biraz huzursuzluk, hatta acı verir.
  • “Rüya görmeye hazır mıyız?”
    Ted Dekker
    Sayfa 239
  • O sizden daha kötü biri, ama onu sizden fazla seviyorum.
  • "Peki bunca yıl ne yaptın? Hayatının en iyi yıllarını hangi mezarlığa gömdün? Gerçekten yaşadın mı? Yoksa yaşadığını mı sanıyorsun?"
  • Julio Cortazar'ın kitabı, benim 21 sene önce askerde geceleri silahlık nöbetimde okumaya çalıştığım kitabın ta kendisi:

    Nisan ayına rağmen soğuğu tükenmemiş Erzurum ovasına, Palandöken'den gelen küçük kar fırtınalarına ve hiç ama hiç sertliğe, haşinliğe temas etmemiş ellerime, bedenime hırçın hırçın saldıran soğuk Erzurum gecelerinde, o hiç sevmediğim beyaz lambanın altında silahlıkta okumaya çalıştığım kitabı yarım yamalak okumuştum. Şimdi bunca sene sonra, loş ışıklı odamda, duvarda Dodi'min resimlerinin hemen altında, günlere yaya yaya okudum kitabı ve hatıralardan daha güzel geldi üslûbu yine yazarın, çünkü Cortazar okumak demek benim için her zaman anlamaktan çok tad almak oldu; yazarın kaleminin bir türlü kısa cümleler kurmaya yanaşmayan ve bir şekilde bir dil nehrini ya da küçük cıvıltılı bir akarsuyu andıran dilinden her defasında çok etkileniyorum. Cortazar okumak, anlamak konusunda çaresiz kaldığım; ama melodisinden, ahenginden, hızından, çağlayışından çok büyük bir keyif aldığım ve keşke bitmese diye hayıflanarak sayfaları çevirdiğim bir okuma, edebiyat lezzeti benim için: sanki Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabının kapağında sayfaları açık ve içinden ışık ve nur fışkıran kitaba erenköy istasyonunun hemen yanı başındaki evinin penceresinden bakan o genç adam aslında yeni hayat'ı değil de Cortazar'ın her hangi bir eserini okuyor gibidir, ve nasıl bilmiyorum ama, sanki eğer bir kitap okuyup da hayatı değişecekse bir insanın, o kitap ancak bir cortazar kitabı olabilecektir ve başka türlüsü mümkün değildir asla; çünkü dil bu kadar maharetle, hem usul usul, hem coşkuyla akarken metinden metine, ancak Seksek kitabında muzipçe önerdiği okuma sırasına, yani seksek oynamaya davet ettiği okuruna bu sefer hiç bir şey söylemeden hikâyeden roman parçalarına, neredeyse makalelerden sayıklamalara dek belki günümüzde çokça rastlanabilecek edebi çalışmalara Cortazar yine kendi tarzıyla şekil veriyor ve bizi istediğimiz bölümden başlayarak okusak dahi başı sonu ortası yine aynı bütünlük hissini ya da parçalanmış, bölünmüş, kasıtlı olarak bir bütün oluşturmayan ya da bunu hedeflese bile birbirine eklenecekleri noktaları belirsiz ve değişebilecek bir şekilde yanyana getirilmiş bu metinlerde yine kitaptaki bölümlerden biri (ve en iyilerden biri olan) Bakışın Yönü'nde anlattığı şeyi yapıyor; bakışımızı çevirerek, yönlendirerek Lucas'ı çok sayıda kısa ve uzun metinle, makaleyle, kısa öyküyle, sayıklamayla, düşle, metin yazmakla ilgili metinlerle anlatarak belki bir insanı anlamanın kolay olmadığı ve bakışın yönünün çoğaltılması gerektiği anlamında bir şeyler söylüyor, belki bir karakteri anlatmak derdinde olmanın beyhudeliğe varan bir gayret olduğunu söylüyor. Ancak yine de, bence, benim anlayabildiğim kadarıyla, okuyabildiğim ve tadabildiğim bütün Cortazar eserlerinde gördüğüm gibi, yazarın gerçek meselesi, edebiyatın gerçek meselelerinden biri: o da, anlatmak, o da dil. Yazarın kendine has ve asla teklemeyen, asla duraksamayan dili ve anlatım üslûbu burada da kendini çok ama çok iyi yazılmış ve çevirisi zor olduğu belli metinlerde gösteriyor.

    Bütün bunlar 21 yıl sonra düşündüklerim, anlayamaya çalışarak söylediklerim oldu. Ya da Parkların Sürekliliği'nde anlattığı şey oluyor yine Cortazar'ın ve belki ben de aslında şu anda koğuşun hemen yanı başındaki silahlıkta lambadan gelen cızırtı sesleri koğuştaki askerlerin horlamalarına karışırken geceler boyu azar azar Cortazar okuyor ve 21 sene sonrası bu yazıyı yazdığımı Nisan ayında kar koğuş camlarına vurarak toprağa düşerken, gencecik ve hayatın kendisine hazırladığı nice nahoş sürprizden bihaber, hayâl ediyorum.
  • ruhunum ben senin
    ve sende misafirim
    benimle gözlerinin diliyle konuş
    sar beni gönlünün yaprağına
    bulutların eliyle sev beni
    mertçe dokun bana
    gerdanının sureti gibi
    dağıt bütün ahlarımı
    tırnağımın ucundan akıt hüznümü
    sıra sıra saçlarına tutunan kuşlar
    kah dağa insin kah denize değsin
    bir seni uçursunlar bir bana kanatlansınlar
    estirdiğin rüzgarda kesilsin nefesim
    çimenler yeşersin ellerimde
    gül aksın kanımda
    konsun şiir yanağıma
    ruhumun üzerinde yalın ayak
    güneş ile konuşurken
    gölgen düşüyor üzerime
    beyaz oluyorum gri oluyorum
    bazen de kararıyor çehrem
    bulutlar etrafına mahremini örüyor
    yağmur yıkarken bedenini
    saçından düşen kirli kara bulutları
    perçemine toka takan kuşlar dağıtsın
    sonra gelsinler yuva kursunlar yüreğime
    gönder onlarla beraber ebemkuşağını
    kırmızı olsun, mor olsun, ebruli olsun
    bir de boyasınlar kanımı hakiye
    özledim toprağı, ölesim var
    toprağa çalsın rengim
    kır olsun bayır olsun avucuma akan kanım
    tümseklerinde açsın papatyalar parmaklarımda
    damlaya damlaya sula bahçemi
    ardından güneş gülsün üzerime
    yavaştan yavaştan, usul mu usul
    gün sarhoş olmakta
    her fani gibi oda geçiyor kendinden
    çekiyor üzerine binbir yıldızlı siyah çarşafını
    gökyüzü de uyumaya koyuldu
    gerdanında ki incilerle
    başlıyor senin ile mehtaplı geceler
    usulca çekiliyorum ranzamın köşesine
    üstümde yatan
    gökyüzünü uyandırmadan...

    Abdulselam GÖZÜTOK