Roman kahramanlarının bize benzemesi gerekmez. Bizim başımızdan geçenleri yaşaması hiç gerekmez. Onlar sadece bizim hislerimizi, bir zamanlar bizi çok derinden etkileyen şeyleri dillendirirler. Aynaya bakmak gibidir yazmak. Ama aynada gördüğümüz yüz bize ait değildir. Anlattıklarımız bize ait değildir ama bizim en derinimizden gelmektedir.
Biliyorum, kendimden başka herkesi anlatıyorum size. Ama insan ancak böyle var olabilir. Başkalarını anlatarak. Başkalarının karanlığında kendini görerek ve bundan korkarak. İnsan sevdiklerinden çok sevmediklerinin hikâyelerinde gizlidir. Zaten o yüzden sevmez onları. Küçük bir yer değiştirmeyle o hikâyelerin kahramanı olacağını bildiğinden.
Gülmek insanı kendine getiren bir eylemdir. Bir rüzgârın bir şeyi kaldırıp bambaşka bir yere sürüklemesi gibi. Gülmek aklın ve ruhun rüzgârıdır. Sizi kapar ve olduğunuz yerden uzaklaştırır. Gülmek bulunduğunuz yerin artık tekinsiz olduğunun sinyalidir. Devreler yanmaktadır. Kayış kopmuştur. Balatalar ısınmıştır. Fren tutmaz.
Acılar dönmeyen bir kilit gibidir. Sizi zorlar. Sonra işte siz her şeye rağmen döndürüverince bu kilidi, kendinizi güvende hissettiğiniz kısacık bir anda dökülüverirsiniz benim gibi.