Daha 1930 yılında, devletçiliğe adım atarak, milli iktisadın yeniden tanımlanmasına karar verildiği zaman şu noktada saptanmış olmaktadır: Milli iktisada yeni bir çerçeve çizmek kolay değildir ve iş ekonomiyi aşmaktadır. Ortada ekonomiden kaynaklanan, fakat sadece ekonomi alanında bağlanamayacağı anlaşılan ciddi bir konu vardır. Siyasal çözüm ve formül gereklidir. Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal, Türkiye'de siyasal hareketlerin başlayışında simgesel bir değere sahip görünen İzmir'de, 1931 yılı başında çözümün ipucunu veriyor:
"Tüccarlardan yahut çiftçilerden ibaret bir fırka olabilir. Halbuki bizim fırkamız böyle mahdut bir nazar takip eden (sınırlı bir görüşe bağlı) bir teşekkül (kuruluş) değildir. Bilakis, her sınıf halkın menfaatlerini müsavi (eşit) bir surette, biri diğerini mutazarrır etmeden (zarara uğratmadan) temin etmeyi istihdaf eden (sağlamayı hedef alan) bir teşekküldür. Milletimizin tebayii (doğası) ile fırkamızın programında tamamıyla bir mutabakat (uyuşma) vardır. Bu istikametten (yönden) yürüyeceğiz."