Hiçbir zaman çenesi düşük biri olmadım ben. Her zaman dinlemeyi, düşünmeyi -ya da daha çok- düşünür gibi yapmayı yeğledim; gerçeği söylemek gerekirse, düşündüğümden çok daha sık düş kurarım ben.
Dünyaya bu çağda gelmiş olmak, teselli kabul etmeyen bir acı benim için. Ne kadar geç, Tanrım! Nasıl da solup buruşmuş dünya! Zamanın alacakaranlığında doğmuşum gibi geliyor bana ve öğlen güneşinin nasıl olduğunu hayal bile edemiyorum.
Sözlerimin günün birinde unutulup gideceğini bilmiyor değilim; tüm varlığımız, sırtını unutulmaya yaslamış aslında, ama en azından süregitmeye benzer bir şeye gereksinimiz var, bir süreklilik yanılsamasına belki, birşeylere girişebilmek için.