Zülfü Livaneli’nin Serenad adlı romanı, bireysel bir hikâye ile dünya tarihinin en acı dönemlerinden birini ustaca birleştirir. Roman, İstanbul Üniversitesi’nde çalışan Maya Duran’ın, Almanya’dan gelen yaşlı profesör Maximilian Wagner’e rehberlik etmesiyle başlar. Bu sıradan görünen görev, kısa sürede geçmişin ağır sırlarını ortaya çıkaran bir yolculuğa dönüşür.
Eser, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Nazi zulmünü, Yahudilere yönelik baskıları ve özellikle Struma faciasını merkezine alır. Livaneli, bu tarihsel olayları kuru bilgiler hâlinde değil, karakterlerin yaşadıkları acılar üzerinden anlatır. Wagner’in gençliğinde yaşadığı büyük aşk ve bu aşkın yarım kalışı, romanın duygusal derinliğini artırır.
Maya Duran karakteri, modern insanın yalnızlığını ve geçmişle kurduğu mesafeli ilişkiyi temsil ederken; Wagner, suçluluk, sessizlik ve vicdan kavramlarının sembolü hâline gelir. Roman boyunca bireylerin olduğu kadar devletlerin de tarih karşısındaki sorumluluğu sorgulanır.
Sade, akıcı ve etkileyici diliyle Serenad, yalnızca bir aşk romanı değil; aynı zamanda insanlık vicdanını geçmişle yüzleşmeye çağıran güçlü bir edebî eserdir.