19 yaşında, kalbi kırık bir kız çıktım yola.
Bir üniversite kazanmıştım ama aslında kendimi kaybetmiş gibiydim. İlk defa ailemden uzak, hiç bilmediğim bir şehre gidiyordum. Otobüs camından dışarı bakarken içimde sadece korku vardı. Yeni bir hayat başlayacaktı ama ben hazır değildim.
İlk zamanlar her gece ağlıyordum.
Yurdun bahçesinde saatlerce oturuyordum; bazen sabahın 4’üne, 5’ine kadar… İçimde tek bir düşünce vardı: “Eve dönmek istiyorum.” Kaçmak istiyordum. Vazgeçmek istiyordum. Ama ailem, arkadaşlarım, öğretmenlerim beni her seferinde yeniden ayağa kaldırıp geri gönderiyordu hayata.
Çok çalıştım. Çok yoruldum. Çok ağladım.
Ama kaldım.
Sonra üçüncü senemde hayat bana en ağır sınavlarından birini verdi. Çok sevdiğim birini kaybettim. O acı içime öyle sessiz yerleşti ki aylarca kendime gelemedim. Ama kimseye de belli edemedim. Çünkü artık güçlü görünmeyi öğrenmiştim.
Farklı bir şehirde yaşamak, sürekli meşgul olmak bazen benim için bir kaçış, bazen de Allah’ın verdiği bir nimet olmuştu. Yine ağladım. Yine yalnız kaldım. Dost bildiklerimden yaralar aldım. Ama bir şeyi öğrendim:
İnsan herkesi kaybedebiliyor…
Ama Allah kulunu bırakmıyor.
Ben düştüğüm her yerde O’nun beni tuttuğunu hissettim. Sessizce toparlandım. Kendimi yeniden kurdum. Kırık yerlerimden yeniden doğdum.
Ve şimdi bunları bir öğretmen masasının başında yazıyorum.
Karşımda gülüp eğlenen öğrenciler var. Hayat devam ediyor. Ben ise içimden sessizce gülümsüyorum.
Çünkü bir zamanlar geceler boyu ağlayan o kız, bugün kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadına dönüştü.