Fikret, "Güzel bir gece!" diye söylendi.
Zehra, canlı ve hararetli bir sesle, "Zaten," dedi, "bu dünyada güzel olmayan ne var!"
"Güzel olmayan ne mi var, yavrum? Çok... En başta insanların kalpleri..."
Kalbim parça parça doğranıyor. Kalbim eriyerek havaya dağılıyor, onun arkasından koşuyor. Kalbimin zerreleri işte onun saçlarına, kirpiklerine, eteklerine takılıyor... Fakat o gitti...
Artık onu bir daha göremeyeceğim. Ben de gidiyorum. Hakkın var, gitmeliyim. Ben de gidiyorum. Ölüme gidiyorum...
" İnsan mesutken hodbin (bencil) olur." derler; bu çok yalan bir söz. Eğer saadetle hodbin olan adamlar varsa onlar muhakkak pek fena ruhlu insanlardır.
Bilirsin ya, Allah beni yalnız sevmek için yaratmıştır. Sonra daha garip bir şey var, ben sevdikçe, sevmek kabiliyetim artıyor. Her şeyi, her güzel şeyi, her bedbaht şeyi seviyorum; kalbimde aşkla merhamet birbirine karışıyor, arttıkça artan, döküldükçe taşan bir kaynak oluyor.
İnsan sevince, kainatın manası nasıl birdenbire değişiyor, değil mi abla? Bir sene evvelki hayatımı şimdi o kadar boş, manasız, o kadar gülünç buluyorum ki... Tanrı'nın en bedbaht mahlukları hangileridir diye bir soran olsa hiç tereddütsüz, sevmeden ölen İnsanlar diyeceğim...