Aşık olduğumuz zamanki kadar acı çekmeye karşı savunmasız olduğumuz bir zaman yoktur, aşık olduğumuz kişiyi veya onun aşkını kaybettiğimizdeki kadar mutsuz olduğumuz zaman da.
Mutlu olma olasılığımızın baştan itibaren yapımızın kendisi tarafından kısıtlandığı bir gerçek. Mutsuz olmak ise aksine çok daha kolay. Acı, çürümeye ve bozulmaya mahkum olan ve acıyı, kaygıyı tehlike işareti olarak görmeyen kendi bedenimizle, en acımasız ve en güçlü yıkıcı kuvvetle bizi yıkmaya çalışan dış dünyayla ve son olarak da diğer insanlarla ilişkilerimizle bizi çevreler. Diğer insanlarla olan ilişkilerin karmaşıklığı bizi mutsuzluğa daha fazla sürükler zaten diğerleri kaçınamadığımız kaderimizin bir parçasıdır.