Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek...Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz..
Bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur ; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.
Nobel ödüllü bu yazarın okuduğum ilk kitabı. Yazar Çehov tarzı öyküler yazmakta. Bu nedenle öyküler durağan bir şekilde ilerliyor. Kitapta dokuz öykü yer alıyor. Kadınlar üzerinde durulmuş. Evlilik, aile, ikilemler, özgürlük gibi konular işlenmiş. Bu kitap bana yer yer Aşk ve Gurur kitabını anımsattı nedense. Büyük bir beklenti ile okumama rağmen maalesef aradığımı bulamadım.
" Farkında mısın, insanlar ne zaman, söylemek istemezdim, deseler aslında söylemeye can atıyorlardır. Madem bu kadar dürüstüz, en azından bu konuda dürüst olamaz mıyız?"