Savaşı ölüm ve vahşet olarak tanımlayan bir adamın karısı ile birlikte İsviçre’ye kaçıp orada her şeyden uzaklaştığı bir zamanda sabahın erken saatlerinde postacının adama bir posta getirmesiyle başlıyor kitabımız. Adamın içinde bir makina var ve düşünmesine, hareket etmesine engel olup adamı kendi istediği gibi yönlendiriyor. Bunu ben erkeklik içgüdüsü olarak tanımladım. Askerlikten çağrıya geri dönüş yapma zorunluluğu hissetmesi onu hiç istemediği halde koşar adımlarla askerliğe teslim etmeye kadar götürüyor işi. Bir kendiyle yüzleşme sorunsalı. Hareket edilme zorunluluğuna boyun eğmeme, her şeye rağmen içindeki kendi isteğine kulak verme konuları işleniyor.
Aslında çok vatansever bir millet olarak çok ılımlı bakamadım ben. Karısı açık bir şekilde “vatanı sevenler ölüme gitsin sen bunu onlar istediği için yapacaksın, kendi isteğin olduğu için değil. Bu yüzden seni hor göreceğim” ifadelerini yöneltiyor kocasına. Bu yüzden çok fazla anlamlı gelmedi ama yazarın tam Hitler zamanında yaşamış bir Yahudi olduğundan dolayı ve çok fazla şey yaşadığı için kitabının yazılma nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum.