"Sizin Tanrınız bir bahçenin ortasına bir elma ağacı koyar ve der ki, 'hey arkadaşlar ne isterseniz yapın, ama bu elmayı yemeyin.' Sürpriz, sürpriz, elmayı yerler ve o da saklandığı çalının arkasından fırlayarak bağırır 'Yakaladım, yakaladım.' Oysa yemeselerdi de sonuçta bir şey değişmeyecekti."
"Niye değişmesin?"
"Çünkü eğer karşındaki, kaldırıma içinde tuğla bulunan şapkaları bırakmaktan hoşlanan bir zihniyete sahipse, gayet iyi bilirsin ki bundan vazgeçmez er ya da geç seni gafile avlar."
"Orada bir şey olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz?" dedi adam kibarca. "Kapı kapalı."
...
"Ben yalnızca kendi evrenimle ilgili karar veririm," diye sakince devam etti adam. "Benim evrenim gözlerim ve kulaklarımdır. Bunun dışında her şey söylentidir."
"Geçmişin, benim şu anki fiziksel duyularımla zihinsel durumum arasındaki uyumsuzluğu gidermek üzere tasarlanmış bir düzmece olmadığını," dedi adam, "nasıl bilebilirim ki?"
En önemli sorun -ya da en önemli sorunlardan biri, çünkü bir sürü en önemli sorun vardır- halkı yönetmekle ilgili en önemli sorunlardan biri, bu işin kime yaptırılacağını bulmaktır. Daha doğrusu halkı, kendilerini yönetmesine izin vermeleri için ikna etmeyi başaracak birini bulmaktır.
Özetlersek; iyi bilinen bir gerçektir ki, halka hükmetmeyi en çok isteyenler, ipso facto bu işi yapmaya en az uygun olanlardır. Özeti özetleyecek olursak: Kendisinin Başkan yapılmasını sağlayabilecek kişilerin bu işi yapmasına hiçbir surette izin verilmemesi gerekir. Özetin özetini özetlersek: Halk bir sorundur.