Bu yirminci sene, yirminci sonbahardı. Genç kız: “Ben de, ben de bu bahçe gibi çürüyeceğim;” dedi; “günün birinde farkına varmaksızın ben de ansızın bir tabaka kuru yaprak yığını altında görülmez olacağım! Bir gün, mevsim ne çabuk geçti der gibi gençliğim de çabuk geçti, gitti diyeceğim! Ve her şey olup bitecek! Evet! Her şey olup bitecek.
Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi!... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı.
İlk defa sokakta geç kalmış bir küçük çocuk gibiydi. Vakıa bir çocuktan farkı neydi?.. Her ikisi de kâfi derecede koşmaktan, kaçmaktan, en kısa ve en emin yolu bularak yerine varmaktan acizdir.