Aklım, dur durak bilmeyen bir savaş alanı gibi. Sürekli bir itiş kakış var içeride; düşünceler, hisler, anılar birbirine girmiş, çözümsüz bir düğüm olmuş sanki. Bir an huzur bulsam, hemen arkasından bir başka fürsün, bir başka endişe çıkageliyor.
Burası benim kaotik labirentim. Her köşede başka bir ben, başka bir ses yankılanıyor. Biri sükunet isterken, diğeri öfkesini kusmak için sabırsızlanıyor. Biri geçmişin gölgesinde kaybolurken, öbürü geleceğin bilinmezliğinde savruluyor. Hepsi aynı anda konuşuyor, hepsi kendi gerçeğini haykırıyor ve bu kakafoni, içimde bitmek bilmeyen bir gürültüye dönüşüyor.
Bu karmaşa, bazen bir fırtına gibi beni alıp götürüyor, nefesimi kesiyor. Bazen de ince bir sis gibi zihnime yayılıyor, her şeyi bulanıklaştırıyor. Nereye dönsem, neye baksam, bu içsel kavganın izlerini görüyorum. Sanki ruhum, kendi içinde bir devrim yaşıyor; her hücrem birbiriyle savaşıyor, bir denge arayışında.
Bu kaosun içinde, bir yandan da bir düzen arıyorum. Bu karmaşadan bir anlam çıkarmaya çalışıyorum. Belki de bu bitmek bilmeyen savaş, beni daha güçlü kılan bir şeydir. Belki de bu çatışma, içimdeki farklı sesleri bir araya getirecek, beni daha bütün kılacak bir yolculuğun başlangıcıdır. Ama şimdilik, aklım, durmaksızın devam eden bu içsel fırtınanın ortasında savrulup duruyor.