Yıllar geçmişti. Onu çok seven çocuk şimdi başka bir hayatın adamıydı. Butimar ise kendi yolunu, kendi ailesini, çocuklarını büyütmüştü. Ama bazı bağlar, zamanın akışına rağmen bir köşede sessizce kalır; ne tamamen silinir, ne de açıkça var olur.
Bir gün, rüyasında onun evine gidiyordu. Gizlice, birbirlerinin ailelerinden habersiz ama onun bilgisi dâhilinde. kızı da yanındaydı, çocuk odasında sessizce oyuncaklarla oynuyordu. Evin içi sessizdi, hava ağırdı. O ise karşısında oturuyordu. İkisi de susuyordu, ama her şey konuşuluyordu.
Aralarındaki sessizliğe bir detay sızdı: Onun da bir kızı olmuştu. Ve ona Butimarın kızının adını vermişti. Kalbi bir an durdu, sonra yeniden attı. “Neden?” sorusu havada asılı kaldı ama sorulmadı. Cevap, gözlerindeydi belki.
O anda Butimarın eli sızladı. Avuç içine baktığında, incecik bir çizikten damla damla kan aktığını gördü. Her damla, geçmişin bir parçasıydı sanki. İçinden akıyor, ama dışına yeni yeni sızıyordu. Ne bağırmak geldi içinden, ne de saklamak… Sadece baktı.
Damlalara bakıp göz göze geldiler ..
O kan, sevdiği hâlde dokunamadığı duyguların, söyleyemediği cümlelerin, yaşanmamış ihtimallerin bir iziydi. Her damla bir “keşke”, bir “ya olsaydı”ydı.
Ve o an, Butimar anladı: Bazı yaralar kapanır, ama izi hep kalır. Bazı duygular geçer, ama anlamı zamanla daha çok derinleşir.
Uyandığında elinde kan yoktu. Ama kalbinde hâlâ bir iz vardı. Belki artık iyileşmeye başlamıştı.
#kalemimden 🥀