“Daha çok anlat,” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
“Ağlamak kötü bir şey mi?”
“Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?”
“Bilmiyorum. Bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes…”