Şimdiye kadar okuduğum en güzel ve beni en derinden etkileyen serinin ikinci kitabı. Yorumu yazmakta çok geciktim çünkü yazmadan önce seriye ikinci kez başlayarak iyice tadını almak istedim. Nasıl başlasam bilemiyorum. Cinder’ a bu kitapta bayıldım. Aslında kim olduğunu kabullenip bunun için harekete geçmesi hoşuma gitti.
Diğer karakterlere gelecek olursak Thorne kalbimi çaldın bebeğim. Scarlet’ a gelirsek zaten serideki favori karakterlerimden biri oldu. Prenses’ i Rieux Barı’ nda savunuşu cidden harikaydı. Zaten Scarlet’ in Fransız olması ve kitabın büyük kısmının Fransa’ da geçmesi en sevdiğim özelliklerden biri oldu.
Wolf’ tan bahsetmeden geçemem. Wolf için ilk başta acaba Levana’ nın oyunu mu acaba diye düşünmüştüm. Malum manyak kraliçemizden beklenir. Ama gittikçe Wolf’ a ısındığımı fark ettim. Tabi bi aralar gıcık da olmadım değil. “TOBO OFONDO JOOL. NOSOL OSTORSONOZ OFONDO JOOL.” Yavrum sen sahibinin her dediğine itaat eden bir köpek misin yoksa insan mısın ya? (Tam olarak insan da diyemeyiz gerçi)
Kitapta aksiyon hiç eksik olmadı. Tam diyorum “aha tamam bu kadar olay yeter biraz sakin geçecek.” Hoppalaa!! Yeni bi olay gelişiyor. Bu yönünü sevdim.
Kısacası Ay Günlükleri’ ni okumazsanız cidden çok şey kaybedersiniz. Scarlet