Anne, Rose of Sharon'un kulağına doğru eğildi."Belki inanmayacaksın ama baban da gençliğinde çok iyi dans ederdi," dedi."Onun gibi güzel dans edenini görmemiştim." gülümsedi anne."Eski günler geldi hatırıma,"dedi. seyredenlerin tamamının yüzündeki gülümseme de hep eski zamanlara aitti
Göçmenler otoyollar üzerinde nehirler gibi akarken açlıkları gözlerinden okunuyordu.tüm ihtiyaçları belliydi gözlerinden. ne bir iddiaları, ne bir sistemleri vardı. yalnızca sayıları ve bir de ihtiyaçları. bir kişilik iş bulunca on kişi birbirine giriyordu o işi kapmak için... ucuza yapmak için. O otuz sente çalışıyorsa, ben yirmibeşe çalışırım.
O yirmi beşe razıysa, ben yirmiye yaparım
Yollarda göçmenler çoğalınca Batı'yı bir panik sardı. mülk sahibi insanlar malları için korkar oldular. ömürlerinde aç kalmamış insanlar, açların gözlerine baktılar. hiçbir şeyi çok fazla istememiş insanlar, göçmenlerin gözlerinde isteğin alevini gördüler. böyle olunca kasabaların, kent eteklerinin halkı kendilerini korumak için bir araya geldiler. kendilerinin iyi, istilacıların kötü olduğu yolunda birbirlerine güvence verdiler. dövüşmeden önce şarttı bunu yapmak.Kendi kendilerine, bu lanet olası Oki'ler hem pis hem de cahil, dediler.bunlar dejenere, bunlar sapık, dediler. bu Oki'ler hırsız, dediler. ne olsa çalar bunlar dediler. mülkiyet hakkına saygı yok bunlarda, dediler.
Açlığı yalnız kendi midesinde değil, çocuklarının karınlarında da hissedebilen bir insanı nasıl korkutabilirsin?korkutamazsın... her korkunun ötesindeki korkuları tanımıştır o adam artık.
Hareket var şu anda. insanlar hareket halinde. göçüyorlar. nedenini de biliyoruz, nasılını da. mecbur oldukları için göçüyorlar.ondan göçer insanlar hep. ellerinde bulunandan daha iyisini isterler de ondan.o şeye sahip olmanın tek yolu da budur. istemek, ihtiyaç duymak, sonra da gidip elde etmek.