Sevgilinize bir şeyler “öğretmeye” çalışmanız ona küstahça, abes, düpedüz kötü niyetli gelir. Birine gerçekten aşıksak, onu değiştirme isteği söz konusu olamaz.
Kendimizi hasrettiğimiz insan yalnızca duygusal varoluşumuzun merkezi değildir, aynı zamanda çok tuhaf, nesnel açıdan bakınca akıl almaz, son derece haksız bir biçimde, başımıza gelen iyi ya da kötü her şeyden sorumludur. Aşkın o acayip ve hastalıklı ayrıcalığı budur işte.
İyi bir ilişki için her daim makul olmamız gerekmez. İyice öğrenmiş olmamız gereken yegane şey, yeri geldiğinde, bir iki konuda biraz saçmalamış olabileceğimizi bütün samimiyetimizle kabul etmeyi bilmektir.
Zihinlerimiz aktarım yaparken, insanlara ve şeylere iyi niyetle yaklaşma becerisini kaybederiz. Bir kalemde, endişeyle, geçmişin vaktiyle dayattığı en berbat sonuçlara yöneliriz.
Partnerimizden bizi korkutan, sarsan veya bezdiren pek az şey duymaya başladığımızda kaygılanmalıyız. Çünkü bu durum, ister düşüncelilikten ister sevgimizi kaybetmek gibi hazin bir korku yüzünden olsun, bize nazikçe yalan söylendiğinin veya karşımızdakinin hayal gücünü bize tamamen açmadığının en kesin göstergesi olabilir.