Serâzâthanım

Serâzâthanım
@Serazathanm
İhlastan kasıt; yapılan amelle Allah'ın rızasını kazanmayı arzulamak, onu her türlü nefsî veya dünyevî lekeden arındırmaktır. Dolayısıyla, ihláslıya yakışan, kişinin amel yapmaya ancak Allah (celle celaluhu) ve âhiret yurdu için harekete geçmesi; amele katışması muhtemel olan ve ortak özellikleri olan başka illetler, hastalıklar, nefsanî istekler ve saflığı bozan her türlü şeyden uzak tutmasıdır. Ki bunlar zenginlik, şöhret, makam ve mevki, mal sevgisi; insanların kalbinde yer edinme ve övgülerini kazanma arzusu, yermeleri korkusu, halkı razı etme ve havasla iyi geçinme çabası, kalbindeki gizli bir kini kusma, gizli bir hasedin veya yerleşik bir kibrin isteğini yerine getirme fiili gibi şeylerdir. Amelde ihlâsın esası, amelde niyet ve kastın sadece Allah olmasıdır.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsanı Tanrı'nın katında bu kadar değerli kılan, hatta O'nun gözdesi, değerlisi ve hatta sevgilisi kılan şey, onun özgür irade sahibi olmasıdır. Yani, nefsinin o karşı konulmaz arzularına rağmen, iyiyle kötü arasında tercihte bulunabilme yeteneğidir insanı değerli kılan; yani, şeytanın o dayanılmaz saptırma çabalarına rağmen, doğruyla yanlış arasında seçim yapabilme kabiliyetidir insanı değerli kılan.
İnsanın, Tanrı'ya inanması için, öncelikle, bir insana inanması gerekir. Yani insanlar, önce Musa'ya inanırlar, sonra Tanrı'ya. Önce İsa'ya inanırlar, sonra Tanrı'ya. Önce Muhammed'e inanırlar, sonra Tanrı'ya.
Melekler sadece bir 'soru cümlesi' kurmuşlardı, oysa İblis bir 'hüküm cümlesi' kurmuş ve bir iddiada bulunmuştu! Bu iddianın içinde, tabii ki, o şeytanî hor görü vardı; şeytan, insanı hor görmüştü ve bu, Tanrı'nın gözünden tabii ki kaçmamıştı! Unutmayın, Tanrı, soru sorulmasına değil, hüküm verilmesine kızar; zira O, ezelden ebede kadar, hükmün kendi-sine ait olduğunu, elçileri aracılığıyla gönderdiği kutsal kitaplarında defalarca ifade etmiştir.
Tanrı elçileri neden hep "Kişiye günah olarak, kardeşini hor görmesi yeter." demişlerdir, hiç düşündünüz mü? Çünkü çok esrarengiz bir duygudur bu; elle tutulmaz, gözle görülmez, oldukça kaygan, fevkalâde gri, soyut ve sisli bir duygudur.