dengeli yaşamak nedir bilmem ben üzgünsem ağlamam, çağlarım mutluysam gülümsemem, ışıl ışıl parlarım öfkeliysem bağırmam, yakarım
Uçlarda yaşamanın güzelliği şu sevdiysem kanatlandırırım sevdiğimi belki de iyi değil bu yaptığım hep uçup giderler çünkü hele bir de kalbim kırıldıysa gör sen beni kederlenmem
paramparça kalırım
hafta sonu kaçamak yapmalık
büyük şehir mi sandın beni
o şehrin dışındaki kasabayım ben
adını hiç duymadığın
ama hep içinden geçtiğin
neon ışıklarım yok
gökdelenlerim, heykellerim yok
gürleyen bir göğüm var
titretirim köprüleri
hazır yemek değil, ev yapımı reçelim
öyle koyu ki kıvamım
dudaklarının değdiği en ballı tatları kesebilirim
polis sireni değilim
şömine çıtırtısıyım
yaksam da seni
alamazsın gözlerini üzerimden
öyle güzel yakarım ki hem
kızarırsın
otel odası değilim, evim
seçtiğin viski değil
muhtaç olduğun suyum
boşuna beklentilerle gelme
uğraşma
benden tatil olmaz sana
dedin ki, eğer alnımıza yazılmışsa. kader kavuşturur yine bizi. gerçekten o kadar saf mısın diye düşündüm bir an. inanıyor muydun sahiden kaderin cilvesine. sanki gökyüzünde oturup bize bakıyormuş. sanki beş parmağı varmış da piyon gibi sürüyormuş bizi. sanki bizim seçimlerimiz değilmiş gibi. kim öğretti sana bunu. söyle. kim kandırdı seni. sana bir kalp verilmiş, bir de akıl ama sen değilsin kullanacak olan. kendi eylemlerin değil başına gelecekleri belirleyen. avaz avaz haykırasım var: her şey bizim elimizde aptal! kavuşmak sadece bizim elimizde. oysa susmuş oturuyorum. titrek dudaklarımla gülümsüyorum, düşünceli. ne hazin değil mi? sen her şeyi böyle apaçık görürken karşındakinin görmemesi.