Yaratıklar üç kısma ayrılır : Sırf akıl olan ve şehvetten arınmış melekler, sadece şehvet olan hayvanlar ve hem akıl hem şehvetten oluşmuş insanoğlu... İnsanın yarısı akıl yarısı şehvet, yarısı melek yarısı hayvandır. Yarısı yılan yarısı da balıktır. Balık olan kısmı onu suya doğru çeker, yılan olan yanı ise toprağa doğru sürükler.
Bütün dünyayı dolaşsan, yedi iklim dört bucağı tarasan hiçbir şeye ihtiyaç duymayan tek bir hükümdar bulamazdın. Hepsinin saraya, kumaşa, silaha, hayvanlara, ikram edecek yiyeceklere, cellatlara, askerlere, altına, gümüşe ihtiyacı vardı. Bunlar olmadan hükümdarlık yapılamazdı.
Engereğin gözünü kamaştıran şatafatı yaratan da bunlardı zaten !
Oysa Mevlevi dervişinin omzunun öpülmesi ve saygı duyulması için bir tek çöpü bile olması gerekmiyordu.
" Aslında " diyordu, " varlık yokluktur, yokluk da varlık ! Hepsi gören göze bağlı!"
Hiçbir hanedan mensubunun kanı dökülmez, ancak boğularak öldürülürdü.
Bu neden böyleydi acaba ? Kanları başka renkte miydi, yoksa öyle olduğunu sanmamızı mı istiyorlardı ? Kanlarının biz zenciler gibi kırmızı olduğunun görülmesinden mi korkuyorlardı ?
Kimilerine eksik bir adam gibi görünsem de, yüreğim biliyor ki, şu anda dünyada, yaşamının anlamına varmadan kader rüzgarının önünde sürüklenip giden milyonlarca kişiye göre fazlalıklarım da var.