“[…] beni güvercine çevirdi;
kollarım teleklerle kaplanmıştı kuş gibi,
aldı beni, İrkalla’nın karanlık yurtluğuna götürdü,
girişi olan çıkışı olmayan o yurtluğa,
geçtiği yerlerden dönülmeyen o yola,
içindekilerin ışıktan yoksun olduğu,
açlıklarını tozla giderdikleri, ekmeklerinin kil olduğu,
kuş tüyü gibi bir örtüyle kaplandıkları yere,
ışık yüzü görmeden, karanlıkta oturdukları yere.