Bu harika serinin son kitabını da bitirdikten sonra soluğu burada aldım. Seri tek kelime ile bir başyapıttı. Türkiye’nin fantastik eserler arasındaki en iyi eseri olabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Gerek konusu, gerek yazılan karakterler, gerekse serinin hiçbir zaman kendi hikayesi ile çelişmemesi harika bir şey. Umarım Maral Atmaca diğer kitaplarına yaptığı gibi Medusa’nın Ölü Kumları serisine de özel bölümler yapar.
Seri ile ilgili fikrimi belirttim. Şimdi de 4. Kitabın incelemesini yazıyorum (*BU SATIRDAN SONRASI AĞIR SPOİLER İÇERMEKTEDİR*)
Bence Elzem ve ekibinin Elzem’in zihninde geçirdiği sahneler, Elzem’in yaşadığı travmalara ekibin tepkisi, Ruh Kapanından dolayı karşılarına gelen rakipleriyle dövüşü ve Itır’ın ölümü ile tüm ekibin -Özellikle de Elzem, Meliz ve Soeria’nın- verdiği tepkiler ve geçirilen karakter dönüşümü bakımından gayet yeterliydi.
Daha sonrasında Elzem’in, Itır’ın ölümüyle hissettiği büyük öfke ve üzüntü ile “BEN ELZEM AKAY VE İNANDIĞIM HER ŞEYİN ÜZERİNE ANT İÇERİM Kİ ARAF’I YIKACAĞIM!” sözü ve Soeria’nın gücünün sadece küçük kısmını kullanarak tüm klan liderlerine verdiği gözdağı benim için kitabın zirvesiydi. Zaten savaş ve yüzleşme sahnelerini oldum olası hep sevmişimdir.
Bu olaylar üzerine Elzem, Meliz ve Soeria’nın tüm Araf’ı yok etmek için asırlardır uykuda olan ve şekilen güveye benzer Ninfa ırkını uyandırmak için Araf’ın dışına yaptıkları yolculuk sahneleri de oldukça yeterliydi. Özellikle insan ruhlarından beslenerek büyüyen ve boğucu bir havaya sahip olan ormanın kitapta az bile işlendiğini düşünüyorum. Bence oraya biraz daha sahne yazıp Elzem ve Meliz’in birkaç orman yaratığından daha kaçtığı sahneler harika olabilirdi. Orası benim zihnimde bir merak konusu olarak kaldı. Özellikle Soeria’nın “En son burayı yüzyıllar