Serkan Şahinoğlu ⊃∪∩⪽

Serkan Şahinoğlu ⊃∪∩⪽
@Serkanjim
24 Aralık
54 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Senin öngördüğün durumda Ermenistan'ı, EDP Taşnaksutyun'un kurtaracağını sana kim söyledi? O günün şimdi gelmiş olduğunu düşün: Ruslar yok ve Türkler duruma hâkimdir; onlarla anlaşmak, barış yapmak gerekir. Parti olarak bizim, böyle bir rol için ehliyetli aktörler olduğumuzdan emin misin? Hangi nedenlerden dolayı Türklerin gözünde arzu edilen ve makbul aracılar olmalıyız? Bolşeviklere karşı olduğumuz için mi? Ama biz karşı olduğumuz dönemde Türkler kendileri onlarla dosttu ve ortak politikalar izliyorlardı. Brest-Litovsk'ta Bolşeviklerle anlaşma yaptıklarında biz, Türklere karşı ayaklandık ve hatta bu anlaşmayı sabote etmek için savaştık bile. Bolşeviklere ise Türkleri sevdiğimiz için düşman olmadık; biz hem Bolşeviklerin hem de Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye'den "denizden denize" Ermenistan talep etmekteydik... Hem Kilikya'yı, hem Harput'u, hem Sivas'ı, hem de Trabzon'u. Biz Sevr Antlaşması'nı imzaladık; bu antlaşma Türkiye'yi mahvedecekti. Ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve Türklerin tartışmasız olarak bize ait olduğunu söyledikleri vilayetlerde hâkimiyetimizi tesis etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz? Neden onlar bizi aracı olarak diğerlerine tercih etmelidirler? Yoksa bizim gücümüzü mü dikkate alacaklar? Ama biz ülkemizde iktidarken Türkler bizim gücümüzü gördüler ve sanıyorum bu güce saygı göstermek ya da ondan korkmak için özel bir nedenleri yok.
Sayfa 108 - KAYNAK YAYINLARI·Kitabı okudu
Reklam
Türkler ne Wilson çözümünü, ne bizim şikayetlerimizi, ne de Sevr Antlaşması’nı tanıyorlardı.
Sayfa 71 - KAYNAK YAYINLARI·Kitabı okudu
Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye'de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem en kesin ve en uygun bir yöntemdi. Ve bugün, bizim milislerin savaşa katılmalarının Türkiye Ermenilerinin kaderini ne derecede etkilediği sorusunu sormak da abestir. Sınırın bu tarafında bizim farklı bir çizgi izlemiş olmamız durumunda, acımasız baskıların olmayacağını kimse söyleyemez. Türklere karşı düşmanlığımızın teraziye konulmaması durumunda söz konusu baskıların da aynı nitelikte olacağını kimse söyleyemez. Bu konuda değişik görüşler olabilir. Gerçek, gerçek olarak kalmaktadır ve burası çok önemli ki, Türk egemenliğine karşı onlarca yıl önce başlatılmış olan mücadele, Türkiye Ermenilerinin sürülmesi ve yok edilmesiyle, dolayısıyla Türkiye Ermenistanı'nın boşaltılmasıyla sonuçlanmıştır. Korkunç gerçek böyleydi. Bırak, bundan sonra uygar dünya Türklerin ifade edilmesi zor kötülükleri karşısında sarsılsın. Parlamentolarda ve sivil toplantılarda devlet adamları katil Türkleri tehdit etsin. "Sarı", "mavi" ve diğer renklerde kitaplar yayımlansın. Her türlü dinin mabetlerinde rahipler zalim Türklerin cezalarını bulmalarını dilesin. Dünya basını korkunç tasvirler ve tanıkların anlatılarını yayımlasın. Bütün bunların ne anlamı var? Gereken yapılmıştır ve Arabistan çöllerine saçılmış cesetleri sözcüklerle diriltmek, yıkılan evleri ve boşaltılan ülkeyi sözcüklerle kurtarmak imkânsızdır.
Sayfa 35 - KAYNAK YAYINLARI·Kitabı okudu
İşte başlangıç noktası. Peki, öyle olsun! Artık her şey çok güzel, yalnız dinleyin. Siz oturmuş ağlarken kendi kendime düşündüm (ah, izin verirseniz bunu da söyleyeyim, evet, düşündüm!), düşündüm ve (elbette imkânı yoktu Nastyenka) düşündüm de siz... belki de tamamen başka bir nedenle onu artık sevmiyorsunuzdur. Öyleyse -bunu dün de, üçüncü günün akşamı da düşünmüştüm Nastyenka,- öyleyse belki beni sevmenizi sağlayabilirdim, evet kesinlikle yapabilirdim bunu: Hem kendiniz dediniz ya, beni artık neredeyse sevdiğinizi siz söylediniz Nastyenka. Başka ne vardı? Eh söylemek istediklerim hemen hemen bunlardı; bir de beni sevseydiniz neler olacağı, işte hepsi bu kadar, başka bir şey yok! Dinleyin sevgili dostum, -ne de olsa hâlâ benim dostumsunuz ben elbette sıradan, yoksul, önemsiz biriyim, ama bunun bir önemi yok (iki kelimeyi bir araya getiremiyorum, kafam çok karışık Nastyenka), sizi öyle severdim, öyle severdim ki, siz onu sevseniz, o tanımadığım adamı sevmeye devam etseniz bile aşkımın ağırlığını hissetmezdiniz. Tek hissedeceğiniz, her an tek duyacağınız, yanı başınızda çarpan mutlu mesut bir kalp, sizin için yanıp tutuşan bir kalp olurdu... Ah Nastyenka, Nastyenka! Bana neler yaptınız böyle!.. - Ağlamayın, ağlamanızı istemiyorum, -dedi Nastyenka hızla banktan kalkarak.- Gidelim, kalkın siz de benimle gelin, ama ağlamayın, -dedi gözyaşlarımı mendiliyle silerken,- haydi, kalkın şimdi; size bir şey söyleyeceğim sanırım... O beni böyle bıraktıysa, beni unuttuysa, onu hâlâ sevmeme rağmen (size yalan söylemek istemem)... yanıt verin bana. Diyelim ki size âşık olsaydım, yani sadece... Ah dostum, dostum! Ne diyeceğimi bilemiyorum, ne denir, bana aşık olmadığınız için sizi övdüğümde sizi nasıl da küçük düşürmüş, aşkınızla nasıl da alay etmiş oldum!.. Tanrım! Bunu nasıl tahmin
Sayfa 54 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
- Bunları söylerken aniden banktan fırlamıştım. Ellerimi tuttu ve hayretle bana baktı. Neyiniz var? -dedi sonunda. - Dinleyin! -dedim kararlı bir sesle.- Beni dinleyin Nastyenka! Şimdi size söyleyeceklerimin hepsi anlamsız, hepsi tutarsız, hepsi saçma! Asla gerçekleşmeyeceğini de biliyorum, ama yine de susamayacağım. Demin kahrolduğunuz nedenlerden dolayı, size peşinen yalvarıyorum, beni affedin!.. - Ama ne, ne? -Ağlamayı kesmiş kıpırdamadan bana bakıyor, şaşkın gözlerinde tuhaf bir merak parıldıyordu. - Neyiniz var? - İmkânsız, ama sizi seviyorum Nastyenka! İşte bu! Artık her şey ortada! -dedim elimi sallayarak.- Bakalım şimdi de, deminki gibi konuşabiliyor musunuz, ya da size söyleyeceklerimi dinleyecek misiniz... - İyi de ne olmuş yani?-diyerek sözümü kesti Nastyenka- Ne var bunda? Beni sevdiğinizi çok önceden biliyordum, ama beni öylesine, yani herhangi biri gibi seviyorsunuz sanmıştım... Ah, Tanrım, Tanrım! - Başta öyleydi Nastyenka, ama şimdi, şimdi... Şimdi tıpkı onun yanına, tavan arasına çıktığınız zamanki gibiyim. Hatta o halinizden de kötü Nastyenka, çünkü o başkasını sevmiyordu o sırada, oysa siz seviyorsunuz. - Neler söylüyorsunuz bana! Gerçekten dediklerinizi hiç anlamıyorum. Hem baksanıza, ne diye, yani ne diye de- ğil de, neden siz böyle birdenbire... Tanrım! Saçmalıyorum! Ama siz... - Ne yapayım Nastyenka, ne yapmam gerekiyor? Suçluyum, kötüye kullandım bunu... Ama hayır, hayır, hiç de suçlu değilim Nastyenka; böyle hissediyorum, çünkü yüreğim bana haklı olduğumu söylüyor, çünkü sizi kesinlikle küçük düşürmüyorum, aşağılamıyorum! Sizin dostunuzdum, hâlâ da dostunuzum; hiç değişmedim. Şimdi ağlamaya başlayacağım Nastyenka. Bırakın gözyaşlarım dökülsün, dökülsünler, kimseye bir zararları olmaz. Onlar da kuruyup giderler Nastyenka... - Oturun şöyle,
Sayfa 52 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu