İşte başlangıç noktası. Peki, öyle olsun! Artık her şey çok güzel, yalnız dinleyin. Siz oturmuş ağlarken kendi kendime düşündüm (ah, izin verirseniz bunu da söyleyeyim, evet, düşündüm!), düşündüm ve (elbette imkânı yoktu Nastyenka) düşündüm de siz... belki de tamamen başka bir nedenle onu artık sevmiyorsunuzdur. Öyleyse -bunu dün de, üçüncü günün akşamı da düşünmüştüm Nastyenka,- öyleyse belki beni sevmenizi sağlayabilirdim, evet kesinlikle yapabilirdim bunu: Hem kendiniz dediniz ya, beni artık neredeyse sevdiğinizi siz söylediniz Nastyenka. Başka ne vardı? Eh söylemek istediklerim hemen hemen bunlardı; bir de beni sevseydiniz neler olacağı, işte hepsi bu kadar, başka bir şey yok! Dinleyin sevgili dostum, -ne de olsa hâlâ benim dostumsunuz ben elbette sıradan, yoksul, önemsiz biriyim, ama bunun bir önemi yok (iki kelimeyi bir araya getiremiyorum, kafam çok karışık Nastyenka), sizi öyle severdim, öyle severdim ki, siz onu sevseniz, o tanımadığım adamı sevmeye devam etseniz bile aşkımın ağırlığını hissetmezdiniz. Tek hissedeceğiniz, her an tek duyacağınız, yanı başınızda çarpan mutlu mesut bir kalp, sizin için yanıp tutuşan bir kalp olurdu... Ah Nastyenka, Nastyenka! Bana neler yaptınız böyle!..
- Ağlamayın, ağlamanızı istemiyorum, -dedi Nastyenka hızla banktan kalkarak.- Gidelim, kalkın siz de benimle gelin, ama ağlamayın, -dedi gözyaşlarımı mendiliyle silerken,- haydi, kalkın şimdi; size bir şey söyleyeceğim sanırım... O beni böyle bıraktıysa, beni unuttuysa, onu hâlâ sevmeme rağmen (size yalan söylemek istemem)... yanıt verin bana. Diyelim ki size âşık olsaydım, yani sadece... Ah dostum, dostum! Ne diyeceğimi bilemiyorum, ne
denir, bana aşık olmadığınız için sizi övdüğümde sizi nasıl
da küçük düşürmüş, aşkınızla nasıl da alay etmiş oldum!..
Tanrım! Bunu nasıl tahmin