Günümüzde insanların mutluluğu "eğlenmeye" dayanmakta, eğlenmenin altındaysa "almanın" ve tüketmenin doygunluğu yatmaktadır. Dünya bizim açlığımızı giderecek büyük bir nesne, bir elma, bir şişe, bir memedir. Biz durmadan emer, bir şeyler bekler ve umarız ve sürekli düş kırıklıklarına uğrarız.
Çağdaş insan kendisinden, çevresindeki insanlardan ve doğadan yabancılaştırılmıştır. İnsan ilişkileri birbirine yabancılaşmış otomatların ilişkileri haline getirilmiştir. Herkes birbirine olduğunca yakın olmaya çaba harcarken, diğer yandan kendini tümüyle yalnız hisseder. Tek başınalığının her zaman ki sonucu olan derin bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür.
Sermaye emeğe buyurur, sonunda cansız, ruhsuz şeyler, yaşayan emekten, insanoğlunun gücünden daha değerli hale gelir. Bu olgu kapitalizmin başlangıcından bu yana temel yapısını oluşturur.
Tanrının ne olmadığını çok iyi bilse bile insan, gene de Tanrının ne olduğunu bilemez. Bu nedenle hiçbir şeyin doyurmadığı insan kafası, her şeyin en iyisine ulaşmak için uğraşır.
Babaerkil toplum hiyerarşiktir. İster Hint, Mısır ya da Yunan uygarlıklarını; ister Musevi, Hristiyan ve İslam dinlerini düşünelim. Kendimizi babaerkil dünyanın tam ortasında bulurveririz. Burada tüm tanrılar erkektir.