Seht

Seht
İSTANBULYA VEYA ASTİPALYA İstanbulya veya Astipalya; Ege Denizi'nde bulunan Yunan adasıdır. Ege Denizi'ndeki On İki Ada'dan biridir. Yunan mitolojisinde Astypalaia, Poseidon tarafından kaçırılan kanatlı, balık kuyruklu leopar biçimindeki bir kadındır.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
SES ÇIKARAN GÜMÜŞ KASE MÖ 6. yüzyılın sonları (Geç Lidya – Erken Pers egemenliği dönemi).İkiztepe Tümülüsü, Uşak yakınları,Uşak Arkeoloji Müzesi.Gümüş. “Ses Çıkaran Kâse “Yarım küre şeklinde dövülmüş bir kâse. Gövde çevresine yerleştirilmiş yaklaşık 18 adet sakallı erkek başı kabartması bulunur. Sakallar ve saçlar stilize edilmiştir. Bu eser sıradan bir kap değildir. Kabartmalı başların içinde küçük boşluklar bulunur ve bu boşluklara küçük bronz veya metal tanecikler yerleştirilmiştir. Kâse eğildiğinde veya sallandığında: hafif bir hışırtı,çıngırak benzeri bir tını, ya da yumuşak bir çınlama sesi oluşturur. Ustanın buradaki dehası, çift katmanlı veya gizli bölmeli karmaşık bir döküm yerine, repousse (çekiçleme/çökertme) tekniğini son derece kontrollü kullanmasında yatar. Gövde dışına doğru dövülerek kabartılan sakallı erkek başlarının arkasında oluşan boşluklar (negatif alanlar), kâsenin iç kısmından gümüş levhalarla kapatılarak küçük odacıklara dönüştürülmüştür. İçine hapsedilen metal bilyelerin çıkardığı ses, sıradan bir çıngıraktan ziyade, ritüel esnasında kutsal sıvının dökülmesine eşlik eden kontrollü bir tını üretmek üzere tasarlanmıştır. Bu nedenle bazı araştırmacılar onu bir tür “rattle bowl” (çıngıraklı kâse) veya ritüel amaçlı ses çıkaran kap olarak değerlendirmektedir. Böyle bir özellik, Antik Anadolu metal işçiliğinin teknik açıdan ne kadar gelişmiş olduğunu göstermektedir. Kabartmalardaki erkek yüzleri: bıyıklı ve uzun sakallıdır, saçlar perçemler halinde işlenmiştir, Yakın Doğu ve Akhamenid (Pers) sanatının etkilerini taşır, Lidya geleneği ile Pers üslubunun birleşimini yansıtır. Bu kâse, Lidyalı ustaların metal işçiliğinde ulaştıkları yüksek seviyeyi gösteren en dikkat çekici eserlerden biri kabul edilir. Ayrıca ses çıkarma özelliği nedeniyle
New York'taki Metropolitan Müzesi'nin küçük İndus koleksiyonuna yaptığım ziyareti yazdıktan on yıl sonra, sergilenen bir dizi yeni obje ve kaldırılan diğer objelerle karşılaştım (ilk ziyarete bakınız). Ne yazık ki, sergideki daha büyük sorun çözülmemişti. Belucistan'ın Quetta bölgesinden daha fazla Mehrgarh tipi figürin ve (Metropolitan Müzesi'nin başlığında yanlışlıkla öküz olarak adlandırılan) tek boynuzlu atları tasvir eden iki mühür vardı. Bu sefer objeleri daha iyi bir netlik sağlamak için siyah bir arka plan üzerinde göstermeyi tercih ettim ve daha iyi iPhone lensi, özellikle Uttar Pradesh'ten olası bir geç İndus objesi olan İki Brahman Boğasına Binen Kadın'ın daha yakın çekimlerini yapmama olanak sağladı. Dünyanın en büyük ve en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Metropolitan Müzesi'nin (Met), çok sayıda başka antik İndus eserine sahip olduğu göz önüne alındığında, en azından bir gün antik İndus ve ilgili eser koleksiyonlarına tam bir vitrin ayırmaları ve medeniyet ile Belucistan'daki öncülleri ve Uttar Pradesh'teki sonraki gelişmeleri hakkında uygun bir bağlamsal açıklama sunmaları umulmaktadır. New York ve New Jersey bölgesindeki büyük Güney Asya nüfusu muhtemelen bundan memnun olacaktır, aynı şekilde bu antik medeniyet hakkındaki bilgisi en iyi ihtimalle yetersiz ve insan medeniyetine katkısıyla orantısız olan geniş halk da. Hem antik Mısır hem de antik Mezopotamya, Met'te çok sayıda galeride (tüm odalarda) temsil edilmektedir ve bağışlar ve koleksiyonlar açısından bu bolluğun iyi nedenleri vardır; İndus medeniyetine adanmış bir galeride tek bir kalıcı vitrin, büyük bir dengesizliği düzeltmek için makul bir adım olacaktır. - Omar Khan, Haziran 2026 Aşağıda, Met'in kataloğundan alınan açıklamalarla birlikte, yorumlayıcı etiketlerinden verilen
17 yıl boyunca yaşadığı mahallede, ev sınırlarının dahi dışına çıkmasına izin verilmemiş. İlk özgür hissedişi, Tıp Fakültesine gitmek için Beyazıt tramvayına binişi... Hemen bir tıp rozeti alıp iliştiriyor yakasına, ömür boyu da en değerli takım o oldu diyor. Çünkü ilk ortaokul yıllarında başlamış doktorluğu hayal etmeye, üstelik gayet net bu konuda; köy doktoru olmak istiyor. Daha okurken evleniyor. İlk oğlunu dünyaya getirince ilk büyük hastalık, tüberküloz. İkinci oğlunda ikinci defa, ve bu sefer kemiklerine yayılmış. Tam 8 ay yüzüstü yatması gerekiyor. Üstüne 2 yıl boyunca da demir korse giymesi...O demir korse üstündeyken aslanlar gibi sınavları verip mezun oluyor. 1958 yılında, ilk oğluna hamileyken hayatının dönüm noktasını yaşıyor. Cüzzamlılar Pavyonunu görünce! Gencecik, hamile bir kadın, o görüntüye arkasını döneceğine isyan ediyor, o insanlara böyle davranmaya ne hakkımız var diye... O an hayalini kuruyor Lepra Hastanesinin. Ne parası ne gücü var, ama işte "inanç" denen o kuvvet içinde! Bu ülkede cüzzamlılara ilk "eliyle" dokunan doktor o. Önce Cüzzamla Savaş Derneğini kuruyor. 1977de ise hayalini gerçekleştiriyor, Lepra Hastanesi! Öncelikle orada çalışacak doktor ve hemşire bile bulamıyor, korkuyor herkes çünkü. Devletten yardım filan hak getire... "Parasızlık, imkansızlık değil, bahanedir" diyor. Kendisi diğer hastane personeliyle bir olup dikiş makinesinin başına oturup nevresimler dikip kermeslerde satıyor, kullanılmayan sigara filtrelerinden yastıklar yapıyor satıyor gelir olsun diye... Umutsuzluk kitabında yok. "Ömür boyu hep sıfırdan başlamaya hazır hissettim kendimi" diyor, "Başıma en kötü ne gelebilir; tıp diplomamı elimden alırlar. Ee ne var, gider yeniden mezun olurum" Kız çocuklarını okutmak için gayretlerini hepimiz biliyoruz. Ama ya
Bodi Kabilesi, Etiyopya..