Reddedilmenin uyandırabileceği utanç, kendinden nefret etme, depresyon, kaygı ve hiddet duygularında bizi koruyacak bir zırha bürünmeyi hepimiz isteyebiliriz. Reddedilmenin acısına karşı hiçbirimizin bağışıklığı yoktur, ama olgunluğumuz ve özdeğerimiz ne kadar güçlenirse, reddedilmeyi üstümüze alınma olasılığımız o kadar azalır. Reddedilmenin varlığımıza yönelik bir suçlama değil de, Kendimizi ortaya atarsak hepimizin tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalacağı bir deneyim olduğunu kabullendiğimizde, reddedilmeye katlanmak kolaylaşır. Reddedilmekten kaçınmanın garantili yolu bir köşede sessizce oturmak ve hiç risk almamaktır. Cesaretle yaşamayı seçersek, reddedilme deneyimleri yaşar ve daha fazlası için boy göstermek üzere ayakta kalırız.
Aile dışındaki ortamlarda baskı ve istismar gördüğümüzde ne kadar incinebildiğimizi belirleyen en önemli şey de ailemizle ilişkimizde yaşadıklarımız. Eğer anne-baba ilişkimizde yaralıysak, yani bu bizi desteklemekten çok inciten bir ilişkiyse, dışarıdaki ilişkilerde yaşadıklarımız bizi herhangi bir insanı yaralayabileceğinden çok daha fazla yaralayabiliyor. Çocuğumuzun mutluluğu için yapabileceğimiz tek şeyin onun kendisini değerli hissetmesini sağlamak olmasının nedeni de bu. Bizden destek gören ve olduğu şey olduğu için değerli olduğuna inanan çocuk, karşılaştığı zorlukların üstesinden çok daha kolay gelmekle kalmıyor, dış’tan gelen bir şey tarafından da yaralanmıyor. İç’te sağlam olduğumuz ölçüde dış bize etki edemiyor.