"Merak ettiğim... Bu ilgi nereden geliyor? Seni piyanoya bu kadar bağlayan şey ne?"
"Ailem. Annem daha doğrusu..."
"Annenin mesleği miydi?"
"Değildi. Mesleği olmasını isterdi... Sanırım... Yani bana hiç anlatmadı ama ben gözlerinden anlamıştım. O piyanist olamadı diye ben oldum." Hayır, sen annen seni sevsin diye piyanist oldun, His.
"Seni daha önce çalarken dinledim. Fakat notaların dinlediğim hiçbir besteye benzemiyor. Bilindik bir şeyler şu ana kadar hiç çalmadın. Farklı bir şey var. Asla anlamadığım. Biri bana duyduklarımın ne anlama geldiğini sorsa... Direniş derdim. Bunun senin için anlamı ne? Sen ne çalıyorsun Hisar? Kimin bestesini çalıyorsun?"
"Söylemeden geçemeyeceğim. Biliyor musun Bronz? Kimse daha önce bana ne çaldığımı sormamıştı. Hem de hiç kimse."
"Kimsenin ilki olmamıştım. İlk olmak değişik bir şeymiş. Ne hissetmem gerekiyor?"
"Pişmanlık. Asla susan biri değilim. Bana bunu sorduğun için hissedeceğin tek şey pişmanlık olacak."
"Anlatacak mısın peki?"
"Benim için ne anlama geldiğini gerçekten merak ediyor musun?"
"Evet."
Kimse gerçekten merak etmemişti ve şimdi biri gerçekten merak ediyordu.
"Kendimi bildim bileli kulağım notalara aşinaydı." Birinin benim hakkımda bir şeyleri merak etmesi heycanlanmama neden olmuştu. Avuç içlerim bile garip bir şekilde terlemişti. "Evde annem hep çalardı. Ondan duyardım. Uzun bir süre, duyduğum seslerin neye ait olduğunu bile bilmedim." Çünkü annemin olduğu yerlere girmem yasaktı.
"Annen mi sana öğretti?"
"Evet." Aslında hayır, His. Sen kendi kendine öğrendin. Ona bakarak öğrenmiştim. O öğretmişti bana. Sadece annem bilmiyordu. "O daha çok klasik müziğe ilgiliydi. Günde bir kere Beethoven'ın, Mozart'ın bestelerini mutlaka duyardım. Kulağa güzel geliyordu ama istediğim notalar bunlar değildi."
Sesine sinmiş bir