"Peki neden sürekli ellerini yıkıyorsun?"
"Ellerim temiz değil. Hiç temiz değil. Temiz olması lazım. Temiz tutmam lazım."
"Ellerin temiz."
"Değil, hakkımda ne biliyorsun?"
"Bazen bildiklerini de unutmak gerekir. Bir şey bilmiyormuş gibi davranmayı hep sevmişimdir. Sen anlat bakalım, soğukkanlı bir tetikçi olmak nasıl bir his?"
"Gözlerini kan bürüdükten sonra bir şey hissetmezsin. Hislerin olduğunda da tetikçi olamazsın. Ben bir tetikçi olduğumdan beri her şeyi arkamda bıraktım. Buna hislerim de dahil."
"Yine de hayalin bu değildir. Yani kimse tetikçi olmayı hayal etmez. Bir hayalin var mıydı peki Viran?"
"Herkesin bir hayali vardır. Benim bile."
"Merak ettim şimdi ama sorsam söylemeyeceksin gibi."
"Kurşun asker. Bir kurşun asker olmayı çok isterdim. Fakar ben kül asker oldum."
"Önce sabah uyanırım... Sonra kocamı uyandırırım. Bronz, Bronz, derim kocam zaten uyanır. Güzel bir kahvaltı sofrası hazırlarım ona, mutlaka tereyağlı ballı ekmeğini eksik etmem. Sonra çocuklarımızı okula bırakırım. Okullarıyla tek tek ilgilenirim. Okul aile birliğindeyim; mutluyum, kocamı seviyorum. Buzdolabım var, çamaşır makinem var. Var da var, var da vaaaaar."
Bir çiçek olsam, büyümeden solardım.
Güneşin yakıcı sıcağı bana dokunmaz, yağmur olduğum yere yağmazdı. Tenime dokunan yağmur beni üşütür, güneş beni ısıtmazdı. Hislerime karışan hissizliğim beni solmaya mahkum ettiğinde ruhum baş aşağı asılı kaldı. Çünkü benim mucizem yoktu, hiç olmamıştı, olmayacaktı. Mutlu Son diye bir şey yoktu. Hep aynı sondu, başrolü olduğum hikayenin sonunu değiştirmek benim elimdeydi. Zamansız açmayacaktım; zamansız açan her çiçek solmaya mahkumdu.