Odadan çıktı fakat ruhu kapının ardında asılı kaldı. Aramızda olan sadece bir kapı değildi. Maskelerimiz en büyük mesafelerimizdi. Ne kadar yakın olursak olalım, maskeler aramızda uçurum oluşturuyordu. Kapı gibi olan maskeler, hep yüzümüze mi kapanacaktı?
Bakışları piyanoya doğru kaydı.
"Böyle sesler çıkardığın için seni sarhoş sanmıştım. Amacının kulağımı kanatmak olduğunu bilmiyordum."
"Sanattan hiç anlamıyorsun."
"Bu sanat değil. Ayrıca sanattan anlarım. Seninki tamamen gürültü çıkarıp rahatsızlık vermek."
Dudaklarım büzüldü.
"Piyanoyu gerçekten kötü mü çalıyorum?" Demek ki annem bu yüzden çalmamı sevmiyordu.
"Ben öyle birşey demedim."
"Bu arada biletler hiç yok satmadı... Sanatın sürekliliği için satılmayan biletleri ben alıyordum. Sanırım gerçekten sadece gürültü çıkarıyorum."
"Kendini dinleten bir gürültü," diye fısıldayarak konuştu. "Herkes dinlemek istemez. O yüzden gerçek sanatı bilmeyenler neler kaçırdıklarının farkında bile değiller."
"Sadece akşam yemeği. İlk akşam yemeği."
"Son akşam yemeği olabilir mi lütfen?" dedi Yasmin.
"Olmaz," Serdal elinde şarap şişesiyle yanımızdan geçmek üzereydi. "Son Akşam Yemeği'nde ihanet vardı. Biz birbirimize ihanet etmeyiz." Bahsetmiş olduğu Son Akşam Yemeği resmedilmiş tablosuydu. Anlamı ihanetti.